bugün

nazan bekiroğlu tarafından yazılan ve timaş yayınları tarafından basılmış olan bir kitap.
nazan bekiroğlu'nun köşe yazılarını derlediği kitabıdır. Dili, anlatımı kendine özgü ve yaratıcıdır.
(bkz: morfin) *
(bkz: mor takıntısı)
--spoiler--
Adı koyulmamış hiçbir şeyin gerçek anlamda var olduğuna ikna olamayan bir kalbin sahibiydim ben.

Aklımla kalbimin, hâlimle sözümün, teslimiyetimle vehmimin arasında kaldım ben. Aklımı gösteren ismimle aşkımı gösteren ateş arasına düştüm, o uçurumda yittim ben. Aynı anda iki şey olunamadığı için aşkın saltanatında, o uçurumda yitirdim ben.
--spoiler--
--spoiler--
Ve dörtte üçü su olduğundan mı vücudumuz okyanuslar gibi Ay'ın cazibesinin etkisindedir...?
Bu yüzden mi içimiz gelgit halindedir...?
Sular ve gökler arasında yapayalnızım.
Tut ki yeni yaratılmışım...
Bu yüzden mi sudan sebeplerle yitiririz su gibi aziz şeyleri çoğu zaman.
Sular durulduğunda aydınlanır anlamlar ama sular durulmaz dalgalanmadan...
--spoiler--
ve gün gelir ibrahimin hikayesini anlatırsınız.nasılsa ateş yazılarında uzmansınız.nasılsa ateş sözcüğünü bilmek yanmaya mani değil.
hayret
neredesiniz
ölebilirim dediniz ölmediniz
yaşayabilirim dediniz yaşamayı bilmediniz
kaderiniz:ibrahim
yaşamınız ibrahim
ama hayır ateşten ibrahim değilsiniz ateşten kelimeleriniz var ateşiniz değil teslim değilsiniz.gibi birşeydi yanlış hatırlıyorda olabilirim.
"helal et gitsin aklını" cümlesiyle akıllara kazınan müthiş kitap.
--spoiler--
işte bu sonsuz panayırdan selametle çıkabilmek için ödeyeceğin küçük bedel:
Aklın.
haydi şimdi, bir zamanlar o kadar güvendiğin aklı, bir zamanlar yegane silâhın olan aklı, seni yollarda bırakan aklı yollarda bırak.
aç kendi içine gözlerini..
hudutsuz bir hissîliğe sığınarak, güvenerek sezgiye; her hikayenin giriş, gelişme ve sonuçtan ibaret bir bütün olduğunu inkâr et.
değil mi ki “hoş geldin yâ şehr-i ramazan” mahyalarının “elveda yâ şehr-i ramazan” mahyalarına dönüştüğü gece kar yağacak.
değil mi ki gecenin orduları kimse görmeden senin içinden geçecek.ve gecenin orduları senin içinden geçerken senden başka kimseler görmeyecek.
değil mi ki doğum ve ölüm tarihleri arasına sıkışmış bir hayat olacaksın.ve her dediğin doğru çıkacak.
değil mi ki şimdiden bir “hîç” sin.bizim çok sonraları sürünerek geleceğimiz yerde şimdidensin.
işte önünde dizlerim üstündeyim.
değil mi ki sen bir delisin.
helâl et gitsin aklını!
aklın geride bile kalmasın
--spoiler--
(bkz: mor manyaklığı)
--spoiler--
hasret varsa bir yerde mutlaka vuslat da olmuş olmalı. kavuşmasak özlemezdik.
--spoiler--
nazan bekiroğlu'nun farklı olgularla ilgili denemelerini harmanladığı kitabı. ismini içindeki mor mürekkep ile alakalı bir denemeden alıyor. bu denemeyi ve diğer eserlerinde geçen bazı kısımları okuyunca anlıyoruz ki mor kendisi için çok özel bir renk. kitaba gelince, tüm nazan bekiroğlu kitapları gibi şiirsel ve derin. anlayıp sindirmesi de meşakkatli. uzun ama huzurlu bir yolculuk gibi. içe dokunan ve hatta kendinizle ilgili bilmediğiniz yerleri okuyunca keşfettiğiniz cümleler var. sadece küçük bir örneği:

"...ihanet kol geziyor. kendi kendime ihanet etmek için, kendi kendime her an izin verebilirim. kendimden kaçıp sığınacağım kendim bir türlü barışa yanaşmıyor. kırık aynalarda çoğalan yüzlerimin sahtekarlığından bıktım usandım. hangisine 'ben'im diye yönelsem, sonunda hep aynı çıkıyor: bu da ben değilmişim. gidecek yer yok, nereye gitsem aynı yerdeyim..."

'hiç emniyette değilim' isimli denemeden..
Nazan Bekiroğlu'nun etkileyici anlatımıyla hazırladığı kitabı " Mor Mürekkep " .

Ve kitabın arka kapağında şöyle bahis ettmiş mor mürekkep'ten ;

"Mürekkep neredeyse tarihe karışıyor. Kağıda düştükten biraz sonra rengini mora teslim eden sabit kalemler de öyle. Hele mor mürekkep. Aramaya kalkışsanız kırtasiyeci yüzünüze bir garip bakacak. yine de ben işte, bütün bunları yazdım. Yazdıklarımın bir kısmını kalemime mor mürekkebi çekmeden evvel ben de bilmiyordum, yazarken öğrendim. Keder gözyaşlarının mor olduğunu biliyordum örneğin.

Gözyaşları mor olan teyzeler de vardı hayatımda. ikiye katlanmış kağıtlar arasında bir damla mor mürekkebin bıraktığı lekelerle oyalanan bir çocuktum. Buyrun işte burası benim için. Bunlar ters ayaklı cücelerim. Şu köşede gece kelebeklerim, şunlar da devlerim, perilerim ve cinlerim."
"ben", dedi "hayatın kelimelerden çıkarılabileceğini zannetmiştim. oysa karşıladıkları nesneyi bile göstermiyorlar. demek kelimeler hayattan çıkıyor, hayat kelimelerden değil."
"iki hidrojen atomunun bir oksijen atomuna 72.5, tam 72.5 derecelik bir açıyla bağlandığı, hiçbir kar tanesinin bir diğerine uymadığı, seyyarelerin şeffaf küreler üzerinde birbirine değmeden harikulâde bir nizam içre deveran ettikleri ülkedeyim. fevkalâde emniyetteyim."
"bir yazar artık 'yazmaz' olduysa, bilin ki ya sahiden yaşıyordur ya da sahiden ölüyordur."
sabırla okunduğunda sessizliğe ses verecek bir bekiroğlu eseridir;

"içimizdeki yangına bir ses ararken,
hep başkalarının sesiyle konuşuyoruz.
ödünç kelimelerle."