1. gecenin şiiri

    kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde
    kaç kilo çekerdi yalnızlık
    kaç kere ezildim altında
    yaz yağmurlarının

    belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları
    her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk
    hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize

    kim sevmezdi çiçekleri filan
    ”ben sevmezdim” dedim, “yalan” dedi

    bunu palyaço söyledi,
    palyaço söyledi ben yazdım
    yazdım, yazmasam ağlayacaktım

    herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım
    sırf bu yüzden mi ağladım
    alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz

    biraz birazdım her şeyden
    dün biraz sinirlenmiştim mesela
    yarın bir kadını seveceğim biraz
    biraz biraz kör oldum bügünlerde

    ama rakı kadehlerini boşaltmayın
    eksilmesin hiçbir şey
    hiçbir şeyden dahi olsa
    kalsın biraz
    *
    umursamıyorum yılgınlığımı filan
    çünkü sessizce yaşanmalı her şey
    bir devrim sesszce olmalı mesela
    ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun

    bir palyaço neden yalan söylesin ki
    ben palyaço olsaydım söylemezdim
    marangoz olsaydım da söylemezdim
    ben insan olsaydım yalan söylemezdim!

    hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını
    kaç kilo çeker ki bir palyaço
    hem neden yüzüme vuruyorsunuz
    bir çirkin ördek yavrusu olduğumu

    gocunmam ki ben, ben gocunmam
    bir palyaço ne kara gocunmazsa
    o kadar, o kadar gocunmam işte

    rakı doldurun! eksilmesin
    *
    bitmedi, yazacağım daha
    yazmazsam ağlayacağım çünkü
    alçakça olacak biraz

    hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
    her sokakta biraz daha eksilirdik
    bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen
    bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
    ”duyamadım”, derdim, “tekrar et!”
    sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
    sokaklar daha bir puslu
    palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
    ve ben daha bir alçak olurdum
    ağlardım biraz

    hem sen kimsin, çekiştirme diyorum
    hatta kuyruğuma basma diyorum
    acıyor, tırmalarım,-
    diyorum

    kahrol, kahrol!
    diyorum
    *
    geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda
    korktum birden, kusacak gibi oldum
    ”olur öyle” dedi palyaço,
    ”herkes alçaktır biraz”
    ”otur ulan!” dedim, bağırdım ona
    ben bazen bağırırım biraz

    ”rakı doldur!” dedim, “eksilmesin!”
    ben bazen eksilirim biraz
    aslında hepimiz eksilirmişiz biraz
    bunu sonradan öğrendim

    ben aslında her şeyi sonradan öğrendim
    herkes herkesi sonradan öğrenirmiş
    bunu da sonradan öğrendim

    örneğin;

    geçen gün bir kadınla seviştim
    biraz değil çok seviştim

    ya işte öyle palyaço
    diyorum ki,
    bunu da yeni öğrendim
    sevişmek de eksilmekmiş biraz
    *
    kim sevmezdi ki kuş ötüşlerini filan
    ”ben sevmezdim” dedim, “yalan”
    dedi
    bunu palyaço söyledi
    palyaço söyledi, ben yazdım
    yazmasam, alçak olacaktım
    hem ben roman da yazdım biraz

    bazen diyorum ki, palyaço,
    sen olmasan ben ne yaparım
    alçakça eksilirim belki biraz
    her yağmur yağışında yerindi dibine girerim
    hiçbir kadının kasıklarını öpemem belki
    ya da unuturum sonradan öğrendiklerimi

    biraz biraz anlıyorum ki,
    yüzler eller, o terli vücutlar filan
    her şey plastikmiş biraz
    *
    haydi sirtaki yapalım palyaço
    rakı doldur, yine eksildik biraz.

  • Ağlasam sesimi duyar mısınız,
    Mısralarımda;
    Dokunabilir misiniz,
    Gözyaşlarıma, ellerinizle?

    Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
    Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
    Bu derde düşmeden önce.

    Bir yer var, biliyorum;
    Her şeyi söylemek mümkün;
    Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
    Anlatamıyorum.
    bi lira var mi abi
    2 saat önce
    ...
  • mitoz bölünmedir. iki kişi ayrılır, sevgili bulur, iki sevgili olur, iki sevgili ayrılır, dört kişi ayrı ayrı sevgili bulur....... ve fakat bu şekilde çoğalabilirken sevgililer, dünya nasıl hala sevgi dolu bir yer olamaz, anlamak mümkün değil olm çok şaşırtıcı ya...
    baptiste grenouille
    2 saat önce
    ...
  • Kedimiz var. Ama bugün ameliyat oldu. Kimsenin hayvanın başına gelmez insallah.
    beyondfracture
    3 saat önce
    ...
  • kişi kendisini başörtüsüyle özgür hissettikten sonra size ne? sınırlar onu rahatsız etmiyor ve mümkün olduğunca özgürlüğünü kullanabiliyor ve o şekilde mutluysa özgürdür. özgürlüğün tanımı ne zamandan beri her şeyi sınırları tamamen kaldırıp rahat rahat yapabilmek oldu? götünüzden lügatta değişiklik yapma hakkını size kim verdi amk? işinize bakın.
    ohadiyorum
    4 saat önce
    ...
  • iki tanesine sahip oldukları için değerini bilmezler. Bir tane olsun bak meme aşağı meme yukarı

    Bir uzuv.
    standartherif
    5 saat önce
    ...
  • erkekleri niye bu kadar ilgilendirdiğini merak ettiğim durum. haklı olabilirsin,bir yere kadar ben de aynı fikirdeyim ama erkeklerin "doğal kız arama" olayı bana samimi gelmiyor. zira öyle olsa yüzünde elli kilo makyaj, kırk ton kontür olan ünlü hatunları görünce dibiniz düşmezdi. samimi değilsiniz işte, anca konuşuyonuz.
    justitia
    6 saat önce
    ...
  • başkan olabilmek uğruna ortalığı kan gölüne çevirmemiştir

    ağzından bok akan dincilere de ne yakışıyor yolsuzluk falan.
  • başıma gelen olaydır. hassiktir aq nerde gelcek başıma tribe girin diye yazdım asdasdas.
    wristcutters
    8 saat önce
    ...
  • yuhanna incili'nin bab kısmında hz.isa, hz.muhammed'in geleceğine işaret etmektedir.

    1- (yuhanna, bâb 14, âyet: 15-16): hz. isa dedi: “eğer beni seviyorsanız, emirlerimi tutun. ben de rab’den dileyeceğim ve o size başka bir faraklit verecektir; ta ki daima sizinle beraber olsun.”

    2- (yuhanna, bâb 14, âyet: 26): hz. isa dedi: “benim adımla rabb’in göndereceği faraklit size her şeyi öğretecek ve size söylediğim her şeyi hatırınıza getirecektir.”

    3- (yuhanna, bâb 14, âyet: 29):hz. isa dedi: “faraklit geldiği zaman iman edesiniz diye, gelmeden önce size şimdi söyledim.”

    4- (yuhanna, bâb 15, âyet: 26):hz. isa dedi: “rab’den size göndereceğim faraklit geldiği zaman, o benim hakkımda tanıklık edecektir…”

    5- (yuhanna, bâb 16, âyet: 7):hz. isa dedi: “ama size gerçeği söylüyorum, benim gitmem sizin için yararlıdır. çünkü gitmezsem faraklit gelmez… ama gidersem onu size gönderirim.”

    6- (yuhanna, bâb 16, âyet: 13):“…ama faraklit gelince sizi tüm gerçeğe yöneltecektir. çünkü kendiliğinden konuşmayacaktır. ne işitirse onu söyleyecek ve gelecek şeyleri size bildirecektir.”

    7- (yuhanna, bâb 16, âyet: 14):“…o faraklit beni yüceltecek; çünkü benimkinden alacak ve size bildirecek.”

    (bkz: faraklit)
    ohadiyorum
    9 saat önce
    ...
  • Hepimiz iyi veya kötü bir evlilik hayali kurduk veya kuruyoruz an itibarı ile değil mi? Önce buradan hareket edelim. Kimimiz gönlünü biraz varoşlara gezdirdikten sonra, kimimiz işini gücünü ele aldıktan sonra, kimimiz ise yolları ve tüm ufukları yakacak o kişiyi bulduğu zaman bi şekilde evlenecek. Ben şimdiye kadar evliliği, “sevdicekle birlikte bir hayatın toplum tarafından kabul edilmiş hali” olarak gördüm. Zaten normal olan da bu olması lazım. Çünkü ben öyle düşünüyorum. En çok beni kıstas alacaksınız, saksı değilim ben! Döner pıçaklarıynan dalalım abieey!..

    Peki evlilikten beklentilerimiz neler sevgili okur? En başta güzel bi realite yemini çekelim: yalancının ve riyakarın yedi sülalesini, soyunu sopunu pilastik topunu cümle gelmiş geçmiş insan evladı gondiklesin...

    Şimdi tekrar soruyorum: nedir evlilik idealimiz?
    *bol gondikli yaz akşamları: bol gondikli, çünkü ergenlikten 11 yaşında çıkıp 15 yıl “nöbet” tutan bir yaşam çizelgemiz var toplum itibariyle. Yaz akşamları, çünkü yaz iyidir. Östrojenin tavan yapıp salgı bezlerinin çılgın attığı bir dönem yaz ayları. (ordan çok abaza göründüysem affola). Açık seçik hepimizin düşüncesi bu demi lan. Sevgili olurken de, evlenirken de bunu hayal ediyor her iki taraf. Hayat ne güzel, hep gondikleşmeler falan...

    *kuruyemiş tabağından elele fıstık almalı tv izlemeler: bunu terim olarak ben uydurdum ama anlaşıldığını gözlerinizdeki pırıl pırıl yansımalardan anlıyorum. Romantik bir akşam, işten dönülmüş, yemek yenmiş, çaylar gelmiş, leğen kadar –hayallerde bari cömert olalım- kuruyemiş tabağı aranızda, 45 derece eğimli çekyata uzanılmış, omuz omuza “les choristes” izlemektir efendim bu da. Altyapıyı araştırdığımız zaman ne çıkıyor peki: gamsız kedersiz akşamlar. Mesela ben de şöyle sağlam manzaralı balkonumda nargilemi ykıp hazır eden bi hayat yoldaşı istemez miyim, ne diyon sen be, ayaklarına kurban olurum valla...

    *hiç bir misafirliğe gitmek zorunda kalmayacağınız, niye geç geldin? Nereye gidiyon? Kimlerle göt gezdiriyon? Sorularının olmadığı bir dünya: evet evet. Evde veya pansiyonda –her nerede yaşamış ve bu yaşa gelmiş isek- üzerimize kurulan ve yıllar boyu bizi umarsızcasına baskılayan ailevi vesayetten “azat olduğumuz” bir ev hayali. Çok güzel. Aldık bunu da kenara.ikidir araya taş çekiyorum, birazdan ortaya okeyi vuracam haberiniz olsun.

    *sevimli, sarışın, çakır gözlü, akıllı uslu sevecen, tatlı-yaramaz bir kız veya farketmez erkek çocuğuna sahip olmak. Örnek olarak bunu yazıyorum ama anlamamız gereken şey şu: evliliğin meyvesi olan çocuğun dertsiz tasasız kazasız belasız ve mümkün olabildiğince sevimli bir çocuk olması. Bunu da aldık bir kenara.

    *en genel tanımı ile kaliteli bir hayat: nedir efendim? Paraya pula muhtaç olunmayack, istemediğimiz kimseyle hayatımızı kesiştirmeyecek, uzun yıllar boyunca güzel günler geçireceğimiz, ve en önemlisi “yalnız ve bir başımıza yaşlanmayacağımız” bir hayat istiyoruz.

    Bu taşları ortaya bi sereyim, 101 e işleyeyim teker teker:
    *bol gondikli,
    *romantik,
    *özgür,
    *mükemmele yakın bir meyve vermiş,
    *ve kaliteli bir hayat
    ....içeren bir gelecek hayat istiyoruz. En azından ben böyle istiyorum. Peki neden böyle bişey istiyorum lan ben.

    --Neden romantik bir hayat istiyorum? Çünkü 7. Sınıftan üniversite bitene kadar erkek pansiyonlarında kaldım. “Maskülen bir hayat” dedikleri şey var ya, işte ben o terimi uyduranın avradını zikeyim. Bildiğin sarımsak aromalı taşak kokusu lan. Kaba taslak yazacak olursam, 120 kişilik yurtta başladığım pansiyon hayatına, sırasıyla: yine 120, 750, 150 ve 120 kişilik yurtlarda totalde 12 yıl boyunca öğrencilik, 220 ve 200 kişilik 2 ayrı yurtta “öğrenci işleri sorumluluğu” yapmış bir kişi olarak karşınızdayım. Telefon rehberimde 2400 den fazla sap kayıtlı lan benim. Whatsapp listesi 650 kişi olan insan benim. Cumalarda bayramlarda telefonu spam sms lerle horon tepen benim. Şimdi ben istemez miyim miniminnacık romantik bir hayat. isterim tabi lan, evim lavanta koksun, yatağımı saat 06:00 da toplamak zorunda olmadığım bir evim olsun, aynı odada, öbür odada başka erkek irilerinin yaşamadığı bir evim olsun isterim. isterim çünkü bunun yoksunluğu ve özlemi ile yaşadım.

    --Neden özgür bir hayat istiyorum? Nedeni belli değil mi? Aklım erdikten sonraki 12 yıl boyunca babamın “alim olsun da arkamızdan bi fatiha okuyanımız olsun” anlayışı çerçevesinde yıllarca baskı altında “alim olmak amacıyla” gece gündüz dersin başından kaldırılmadan, eve veya çarşıya izne göderilmeden, sabahları ellerinde sopa ile bağıra çağıra bizleri –güya- uyandırmaya gelen şerefsiz belletmenlerce kaldırılarak uyandığım günler, aylar ve yıllar geçirdim. Hakkım değil mi sizce de özgür bir hayat istemem? Evden çıkarken annem “nereye oğlum eğer market tarafına gidiyorsan iki de ekmek al kepekli” diyor ya, ben nereye oğlum kısmını duyduğum anda neden 800 tane yalanı kafamda canlandırıyorum da sonradan ekmek kısmını duyunca yalanları yedek listesine geri atıyorum. Çünkü böyle büyüdük abi biz. Şahsen ben her istediğim anda hasta olabilirim. Gerçekten tek bir fiziki müdahalde bulunmadan ateşimi çıkarabilir, bademciklerimi şişirebilir, iğne-serum yiyecek hale gelebilirim. Nereyi hatırlattı size bu sahneler? Hapishaneyi hatırlatsın. Revire gidebilmek için kimyasal yutup hasta olan mahkumları hatırlatsın. Şimdi ben özgür bir hayat istiyorum. Neyi istediğimi biliyorum. Çünkü yokluğunu gördüm. Neden istediğimi biliyorum. Çünkü bana yıllarca dayatılmış bir hayat tarzından kaçıyorum.

    --neden güzeller güzeli bir kız çocuğum olsun istiyorum? Çünkü evlat diye sevilip bağırlara basılan kız çocukları gördüm. Kendi ailemi bırak, sülalemde yok lan öyle bir profil. Bizde çocuklar sert yetiştirilir. Çocuk, -erkek kız farketmez- ağlamaz, gülmez, büyüklerin lafına karışmaz, saygısızlık etmez, tabağını bitirir, denileni yapar, “denilenden başka hiç bir şey yapmaz”. Ben ise tüm bunları geride bırakacak bir çocuk istiyorum. Seveyim, kıymet vereyim, nasıl düşünmesi gerektiğini öğrenmede yardımcı olayım, ona kitaplar vereyim, ona şiirler okutayım, geceleri o uyuyana kadar yakınında durayım, bir nevi kendime bağımlı edeyim onu. Neden? Çünkü ben yıllarca “babam, hocam, belletmenim, kat görevlim, yatakhane başkanım” odadan çıksın gitsin diye yorganın altında bekledim. Kimseye dert anlatmadım. Anne babamın neler yaşadığını hiç bilmedim. Hiç bir zaman dünyalarına ortak olamadım. Ama çocuğum başka bir hayat yaşasın istiyorum lan. Sevilsin, sevildiğini hissetsin, yüzü gülsün istiyorum.

    --neden kaliteli bir hayat istiyorum? Nedenini artık açıklamaya gerek yok sanırım. Özgür olmak istiyorum ben abicim, kendi planladığım şeyleri yaşamak, üzüleceksem bile kendi tercihlerime üzülmek istiyorum. Bundan dolayı da kafamda mükemmel bir sevgili hayal ediyorum. Onunla evlenip tüm dertlerden bir anda kurtuluyorum, kırmızı vosvosumu güneşe doğru sürüyorum bir akşam üzeri.

    Ama aslında bir yarayı kapatmak için o kızla evleniyorum farkettiniz mi. Sevgili olurken de aynı şeyleri yapıyoruz. Bir yarayı sarmak için sevgili oluyoruz. Mesela ben neden bu kadar çok sevdim nazlı yarimi? Benden zorla ayırdıkları yarimi? Çünkü ondan 9 yıl önce de bir kıza vurulmuştum. Tam 7 yıl kıza tek kelime, tek bakış bile olsun açılamamıştım. Ve o 7 yıllık platonik sevgilimi defnetmiştim elim bir trafik kazasının ardından. Yaramı sarmak için sevdim bu kadar.

    Yaramızı sarmak için hayaller kuruyoruz. Yaralarımızı saracak geleceklere sazan gibi atlıyoruz. Sağlıklı değiliz hiç. Ne istiyorsak, neye rağbet ediyorsak aslında bir şeylerden kaçıyoruz.

    Peki evlilik ile alakalı olanları diğerlerinden ayıran nedir? Karşımızdaki insana bunu ödetiyor evlilik. Hayallerde neleri bekledikse Karşımızdaki insandan onları yapmamasını öngörüyoruz. Bu da bir yığın külfet onlara.

    Sevgiliniz size bağırdı mı? A aaa. Ne kadar büyük bir sorun. Nasıl yapar bunu. Yalancı durumuna mı düştünüz onun karşısında? Hemen onu ezerek kapatmalısınız arayı. Çünkü sizin kendi hayatınız var. Oluşturduğunuz, sizi kendiniz yapan bir karakter var. Nah var nah. Hepsi kendi sapkın geçmişimizin eserleri. Kendimiz diye bir şey yok. Tecrübe denen şeyi siksinler. Hepsi fason iç geçirmelerden ibaret.

    Neye kızdım neye içlendim bilmiyorum ama haklıyım muhtemelen. Hayatta bir şeyleri yanlış yapıyoruz. Ama bulacam bir gün o yanlışın ne olduğunu. Yaza yaza, okuya okuya, düşüne düşüne bulacam.

    Son olarak,"karar vermeden önce düşünmek" başlığında düşünce sistemleri ile alakalı yazdığı yazısı ile kafamın içinde ampul gondiklenmesi yaşatan “justitia” nickli yazara teşekkür ederim. Selametle.

    Eğlenceniz daim,
    Sevgiliniz kuduruk olsun.

    /seriatin kestigi parmak/
    .
    .
    .

    7700.