gündemdekiler


  1. yalova belediyesi nin 158 ağacı kestirmesi

    Şerefsizliktir ama bir o kadarda şerefsiz sahte cevreci anonim çocuklarını göstermiş olaydır.
    Amk bu olayı akpli belediye falan yapsaydi şimdi yüzlerce entry yazıp çevrecilik adı altında salyalar salarak küfürler edecektiniz.
    hepiniz sahtekarsiniz ve bu millet sizi cok iyi tanıyor.

    #25883285
  2. renan pekünlü

    anayasa mahkemesi ve danıştay kararlarına dayanarak, kendi sınıfından olmayan ve cihan haber ajansı muhabiri ile dersine türbanla giren provokatörlerin ve onların iktidar ve yargı katındaki destekçileri tarafından ibreti alem olsun diye hukuksuz bir şekilde mahkum edilen çağdaş türk öğretim görevlisi.

    hapise girmesi için özellikle 2 yıl 1 ay ceza verilmiştir. 2 yılın altında bir ceza verilseydi hükmün açıklanması geri bırakılabilir ve hapise girmezdi. kendisi "bu ceza benim için onurdur" diyerek cezalardan yılmayacağını ifade etmiştir.

    #25883283
  3. ateist diye övünenlerin mahşer günü sıçacak olması

    benim düşüncemde böyle hayali hezeyanlara, paranoyak, şizofrenik deli saçmalığına yer yok.

    5 yaşındaki akılsız çocuklar böyle saçma sapan şeylere inanabilir. sümer'e dayanan, eski kafa cahillerin deli saçmalıkları. yok kıyamet, yok mahşer. palavra bunlar...

    bunları bırakın da insan olmaya bakın...

    #25883279
  4. penis kokusu

    yanmış lastik kokusu, küflenmiş tulum peyniri ve doritos panço kokularının eser mikrarda karışımından oluşan aroma. kışın yok olduğu sanılsa da, baharla birlikte küllerinden doğan ve temmuz sıcaklarında burnun direğini kıran kokudur.

    #25883263
  5. suriyeli sığınmacılar sığınmacı değil işgalcidir

    ulkesi savastayken , ulkesini birakip kacan , orospu cocugudur vatan hainidir. ayni olay burda yasansa buraninda amina koyup kacacaktir. bunlar acinilasi insan degil oldurulup atilasi vatan hainleridir. canakkalede bizim ninelerimiz mermi tasimis cepheye , bunlar cocuk dilendiriyor. amina kodugumun vatan hainleri , bunlari ulkeye sokanlarda turk halkina ihanet etmislerdir. onlara edilecek kufur lugatta yok.

    #25883262
  6. çanakkale savaşı nda türk keskin nişancı

    Türklerin, çanakkale savaşı'nda anzaklara kök söktüren keskin nişancılardır.

    http://www.diggerhistory....ages/enemy-ww1/sniper.jpg +
    Bu resimde belki de tarihdeki ilk çalı kamuflajını yapmış bir türk keskin nişancı ve onu esir almış olan iki anzak görülmektedir.

    http://www.ottoman-unifor...23985350.jpg?t=1385976985
    Bu resimde de bir kamuflajlı osmanlı tüfeği görülmektedir.

    En ünlü türk keskin nişancı için: (bkz: korkunç abdül)

    #25883255
  7. bilinmeyen bir mağdur ilker başbuğ

    yetim büyüyen bir çocuk ve küçük yaşta devlet himayesine alındı kendisini büyüten ebeveynlerinin eksikliğini dolduran vatanına milletine karşı sadakatle çalışıp genelkurmay başkanlığına kadar hakkıyla yükseldi ve görevini başarıyla yerine getirdi ve emekli oldu ve bir gün birisi çıkıp sen suçlusun diye bir emekli genelkurmay başkanını adliye koridorlarına sürdü hayatını okuyun derim başka bir şey demem.

    --spoiler--
    6 Ocak 2012 günü tutuklandım. Neredeyse dört ay geçti. Benim ve benim gibilerin yaşadıkları haksızlıklar Türkiye’ye ne kazandırdı? Bu yaşananlar, Türk Demokrasisinin gelişimine katkı mı sağladı? Türkiye’nin iç ve dış itibarının artmasına mı neden oldu? En önemlisi de bu yaşananlar Türk Milletinin Türkiye’de adil yargılama yapıldığına, sonuçta adaletin gerçekleşeceğine duydukları inancın artmasına mı neden oldu? Adalete duyulan güven mi arttı?
    Bu sorulara birkaç cevap:

    Son günlerde yapılan kamuoyu araştırmaları toplumun % 67,6’nın yargıya güven duymadığını gösteriyor.1

    Avrupa Parlamentosunun Hollandalı üyesi Marietje Schaake soruyor: “NATO’nun ikinci büyük ordusu teröristler tarafından yönetilebilir mi?” Ve cevaplıyor: “Buna inanmak zor.”2

    Sayın Mehmet Tezkan’a göre; “Başbuğ’un yargılanması demokrasi dersi çıkartılacak, hukukun üstünlüğüne atıf yapılacak bir dava değil. Tam tersine sorunlu. Hukuk açısından da sorunlu, demokrasi açısından da sorunlu. Sorun iddianamede, sorun suçlamada.”3

    Sayın Ergun Babahan da köşesinde, Başbuğ’un “Terör örgütü liderliği” ile suçlanmasına karşı çıktığını; çünkü Başbuğ’a atfedilen suçların terör örgütü liderliği ile ilgisi olmadığını belirtmiştir.4

    Tutuklama kararından sonra, hakkımda çok şeyler söylendi ve yazıldı.

    Yazılanlardan benim için en önemlisi ve en anlamlısı, Sayın Feride Esen Bilgin’in Cumhuriyet Gazetesinde yayımlanan, “Artık O Bir Suskun Komutan” başlıklı yazısıdır.5

    Yazıdaki suskun komutan ben değilim. Zaten büyük olasılıkla haksızlıklar karşısında suskun kalmadığımdan dolayı bugün Silivri’deyim.

    Yazıdaki suskun komutan, Sayın Bilgin’in 9 Mart 2012 günü vefat eden 85 yaşındaki eniştesi, Emekli Kurmay Binbaşı Sabahattin Altınok idi.

    Kore Gazisi Sayın Altınok’un yaşamının son günleri yazıda şöyle anlatılıyordu:

    “Ergenekon, Balyoz adlı tuzaklarla yaşanan acıları, içi sızlayarak, kükreyerek, ağlayarak, bazen de susarak isyanla karşılardı.

    Emekli Genelkurmay Başkanı ilker Başbuğ tutuklandığında sanki her şey onunla tükenmişti, sustu. Artık her şey bitmişti. Elini boşluğa uzatıyor, anlam dolu bakışlarla bizleri izliyordu, sustu, boşluğa baktı bir daha o konuda konuşmadı, konuşamadı.”

    Rahmetli ve değerli büyüğüm, komutanım Sayın Sabahattin Altınok, belki de Türkiye’deki bir çok kişi gibi, artık her şeyin bittiğini düşünmüştü. Bu suskunluğunun çok derin ve büyük anlamı vardı. Onun bu unutulmayacak asil davranışına sadece saygı duyulur.

    Ancak, günümüzde sivil ve asker yetki ve sorumluluk taşıyanlar başta olmak üzere vicdan sahibi herkesin, yaşanan haksızlıklar karşısında derin bir sessizliğe bürünmelerinin nedenlerini anlayabilmek gerçekten çok zordur.

    Olay benim şahsi sorumun değildir. Karşı karşıya bırakıldığım durum uzun süredir ülkemde hukuk vasıta kılınarak yaşanan acı olaylara sadece kötü bir örnektir.

    Olay, Türk yargısının bugün içinde bulunduğu durumdur.

    Birçok kişinin daha önce yaşadığı haksızlıkları, ben de yaşadım.

    Hayatın kendisi ve içinde yaşananlar aslında bir oyun değil mi?

    Kimileri için dram, kimileri için komedi, kimileri içinse traji komik bir oyun.

    Birileri oyuncu, birileri seyirci.

    Bu kez yaşanılan, emekli bir Genelkurmay Başkanı’ndan, “Bir suçlu yaratmak”.

    Neydi bu yaşananlar:

    Mahkeme beklenmedik bir anda, suç duyurusunda bulundu.

    Suç duyurusu esas itibarıyla “internet Andıcı”na dayandırılmıştı.

    Sayın Nazlı Ilıcak ise internet Andıcı’nı bir yazısında şöyle değerlendirdi: “Bana göre internet Andıcı tek başına suç teşkil etmez. Çünkü, Genelkurmayın internet siteleri açma yetkisi var. ilker Başbuğ, Genelkurmay Başkanı olmadan önce çok sayıda internet siteleri yayındaydı. Bu siteler Şubat 2009’da haber oldu. Bunun üzerine bu siteler kapatıldı. Dolayısıyla, ilker Başbuğ’un o siteleri ben kapattım savunması yerindedir. internet Andıcı diye yargıya intikal eden belge, 4 sitenin kurulmasına ilişkin. O 4 site de faaliyete geçmedi. Bu durumda Başbuğ; Neden suçlanıyorum diye sorabilir?”6

    iddia Makamı, maddi gerçekleri araştırmaya gerek duymadan, varsayımlar üzerinden ve önyargı ile ciddiyetten uzak bir iddianame hazırladı.

    Emile Zola, Dreyfus için hazırlanan iddianameyi okuyunca şöyle demişti:

    “Bu iddialar ve suçlamalar yersizdir. Böyle bir iddianameyle, bir kişinin suçlanmaya çalışılması sadece, yetersizliğin komedisidir.”

    Sayın Mehmet Ali Birand ise;

    “iddianameyi sağdan okudum olmadı. Soldan okudum olmadı. Varsayımlar dışında somut bir yere varamadım7” şeklinde yazdı.

    Ve Millet adına karar veren Mahkeme, maalesef bu iddianameyi kabul etti.

    iddianameyle, şahsıma yöneltilen suçlama; cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüstür. Silahlı Terör Örgütü’nün yöneticisi olmaktır.

    Sayın Taha Akyol, bir yazısında bu durumu şöyle değerlendirdi:

    “Başbuğ’un sadece şahsen değil, Genelkurmay Başkanlığı yaptığı dönemde, kurumsal olarak da hükümete karşı askeri nitelikte cebir ve şiddet tavrı olmamıştır.

    Bir kimseye, terör örgütü yöneticisi diyebilmek için, o kimsenin, bizzat şiddet yapmasa da, şiddetle yoğun ilişkisinin olması şarttır. Başbuğ hakkında bu yönde bir iddia bile yoktur. Ceza hukukunda yorum yoluyla suç tanımı genişletilemez.”8

    Bütün bu değerlendirmelerden sonra;

    Tabii Hakim hakkının göz ardı edilmesi ve böylesine mesnetsiz bir suçlama karşısında, Mahkemede savunma yapmak, işgal etmiş olduğum Makama ve Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yapılan haksızlıkları kabul etmiş olacaktı.

    Bu nedenle ben de, Mahkemede “Susma Hakkımı” kullanmaya karar verdim.

    ilk duruşmada, neden savunma yapmayacağımı ve hiçbir soruya da neden cevap vermeyeceğimi açıklayan konuşmamdan sonra, tarafıma mahkemece yöneltilen ilk soru, “Ağlama Duvarında” çekilen bir resimle ilgiliydi. Hala bu sorunun yargılama konusu iddialarla olabilecek irtibatını anlayabilmiş değilim.

    Hükümete karşı kara propaganda yapmakla suçlanan şahsıma acaba bir psikolojik harekat mı yapılmak isteniyor?

    Mahkeme, ellerinde somut, inandırıcı ve sağlam gerekçeler ve özellikle şahsımı ilgilendiren hiçbir delil olmamasına rağmen internet andıcı davasını 2nci Ergenekon Davası ile birleştiriverdi. Böylece, Sayın ismet Berkan’ın belirttiği gibi, internet Andıc davası bir gayya kuyusunun içine düşürüldü.9

    Bu birleşme yetmezmiş gibi, kamuoyunda 2nci Ergenekon Davası olarak bilinen dava da 1nci Ergenekon Davası ile birleştirilerek dava gayya kuyusundan alınarak okyanusa atıldı. Şimdi, daha da önemlisi Danıştay davasından dolayı ilgili mahkeme tarafından haklarında hüküm verilenlerle ve Cumhuriyet Gazetesini bombalayanlarla aynı potaya konularak itibarımız ve onurumuz zedeleniyor.

    Bu iddianameyle bir Genelkurmay Başkanı “Demokrasi ve Halk Düşmanı” olarak ilan edilmektedir.

    Yaşananların, her zaman gerçeklerle bağdaşması beklenmemelidir.

    Bu olayda da aynısı yaşandı. Nasıl mı?

    Yine, Taha Akyol’un yazdıklarına bakalım:

    “iddianamede, Başbuğ’un liberal literatüre sıkça atıflar yaparak demokrasilerde ordunun yerine nasıl tanımladığına dair tek kelime yok. Lehteki delillerin toplanması gerekmez miydi?”10

    Elbette gerekirdi. Demokrasi üzerinde belki de en çok konuşma yapanlardan birisiyim.

    “Cumhuriyetin diğer temel niteliği demokrasidir. Türk Silahlı Kuvvetleri demokrasiye ve demokratik kurallara karşı saygılıdır. Demokrasi temel hak ve özgürlüklerin çoğunluğa karşı da güvencede olduğu bir rejimdir.”

    Bu sözler, Genelkurmay Başkanlığı görevini teslim aldığım gün yapmış olduğum konuşmadan alınmıştır.

    14 Nisan 2009 günü yapmış olduğum Yıllık Değerlendirme Toplantısında ise şunları söyledim:

    “Cumhuriyetin muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkma hedefine ulaşabilmesi için, siyasal yönetim biçiminin de demokrasi olması son derece doğaldır. Çünkü modern bir cumhuriyet ancak modern bir demokrasi ile gerçekleşebilir.

    Sivil- asker ilişkileri eşit olmayanlar arasındaki diyalogdur. Bu ilişkide sivil liderler gerçek güce ve otoriteye sahiptir.”

    25 Ocak 2010’da yapmış olduğum bir konuşmada da, Demokrasiye şu şekilde değindim:

    “Darbe, darbe iddiaları hicap duyuyorum. Türkiye’de bazı olaylar yaşandı. Bugün artık bu olayların geride kaldığını düşünüyoruz. Biz diyoruz ki:

    Demokraside, demokratik yöntemlerde en önemli husus, iktidarların seçimlerle, demokratik yöntemlerle el değiştirmesidir.”

    27 Ağustos 2010 günü Genelkurmay Başkanlığındaki son günümde yapmış olduğum konuşmadaki sözlerim ise, bu görevdeki ilk günümde söylediğim sözler ile aynıydı:

    “Türk Silahlı Kuvvetleri demokrasi rejimine bağlı ve saygılıdır. Demokrasinin sağlıklı işleyebilmesi içinde üzerine düşeni yapmaya özen göstermektedir. Normal bir çağdaş demokrasinin öngördüğü tüm değerleri içselleştirmiş bir kurum olarak görevini yapmaktadır.”

    Bu sözleri samimi olarak her fırsatta söyleyen ve söylediklerine her zaman uygun şekilde hareket eden bir Genelkurmay Başkanına bugün nasıl demokrasi düşmanı denilebilir?

    Sivil-asker ilişkilerinin demokratikleşmesine katkı sağlamak için tarafımca yapılanlara da kısaca değinilmesi gerekirse şu noktalar hatırlatılabilir:

    Genelkurmay Başkanı, Anayasaya göre Başbakan’a karşı sorumludur. Bu nedenle, Başbakan ile Genelkurmay Başkanı arasında haftalık görüşme yapılması teklif edilmiştir.

    Genelkurmay Başkanlığı’na atanmamı müteakip Bilgi Destek Dairesi’nin belirli bir süreç içerisinde lağvedilmesi emri verilmiştir. Buradan beklenen amaç dairenin görevlerinin günü şartları altında gözden geçirilmesi, bu kapsamda terörle mücadeleye ağırlık verilmesi ve ortaya çıkacak yeni görevlerin mevcut daireler içerisinde yürütülerek personel tasarrufunun sağlanmasıydı. Nitekim bu kapsamda dairenin bünyesinde bulunan 4 Bilgi Destek Tabur Komutanlığının ikisi derhal, Bilgi Destek Dairesi ise 11 Ağustos 2009 tarihinde lağvedilmiştir.

    EMASYA protokolünün, daha fazla Silahlı Kuvvetlerin yıpratılması amacıyla kullanılmasının engellenmesi ve zamanının da gelmesi üzerine kaldırılmasına destek verilmiştir.

    Demokrasinin önemli bir unsuru olan sivil toplum örgütleri ile 4 Eylül 2008 tarihinde Diyarbakır Valiliği tarafından düzenlenen bir toplantıda beraber olunmuş ve görüşleri dinlenmiştir.

    Terörün yoğun olduğu Van, Şırnak ve Hakkari gibi illerimizde fırsatlardan faydalanılarak halkla birlikte olunmuş, sorunları ilk ağızdan dinlenmiştir.

    Genelkurmay Başkanlığı tarafından uygulanan akreditasyon sisteminde yapılan değişiklik ile Star ve Yenişafak gazetelerine Genelkurmay Başkanlığı’nın kapıları açılmıştır.

    Kamuoyunu zamanında ve doğru olarak bilgilendirme amacıyla bütün batı ülkelerinde olduğu gibi yetki ve sorumluluklar içinde kalarak medyayı bilgilendirme toplantıları yapılmıştır.

    Elbette bu örnekler çoğaltılabilir. Burada bazı örnekler verilmeye çalışılmıştır.

    Görüldüğü üzere, 26ncı Genelkurmay Başkanı olarak, sadece demokrasiye, Anayasaya ve yasalara bağlı kalarak, kendisine yasalarla verilmiş yetki ve sorumluluklar çerçevesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin birlik ve bütünlüğüne disiplini ve moraline karşı olabilecek her türlü olumsuz etkilere karşı korumak için çalıştım.

    Bazılarına göre benim asıl suçum da bu olmuştur.

    Türkiye’de son dönemlerde yaşananlar doğal değildir.

    Haksızlığa uğrayan çok kimsenin “Ben neyle suçlanıyorum? Benim suçum ne? Neden burada tutuklu olarak bulunuyorum?” Sorularına kulak verilmesinin ve “Türkiye’de de yargıçlar var” denilmesinin zamanı gelmiştir ve hatta geçte kalınmıştır.

    Bu yazı bugün haksızlıklara uğrayan birçok kimse adına yazılmış ve sadece ilgilenenlerin dikkatine sunulmuş bir açık mektup olarak değerlendirilebilir.

    Ancak şu husus unutulmamalıdır ki, adalet zaman zaman yanıltılsa da, hiçbir zaman aldatılamaz.

    E. Org. M. ilker Başbuğ
    --spoiler--

    #25883251
  8. demba ba

    Yillarca bu ulkeye onlarca futbolcu geldi, real madrid kariyeri olanlar, inter'de sampiyonlar ligi kupasi kazananlar, chelsea'de efsane olanlar, futbolda fenomen olanlar... fenerbahce de getirdi yildiz diye bir suru adam, galatasaray da, besiktas da...

    Ama hic birini bu kadar kiskanmadim ve keske benim takimimda olsa demedim. Besiktas kiymetini bilmeli bu adamin. Biliyor da zaten... takim karakterine uyan, egreti durmayan, simarmayan, abartmayan... her seyiyle mukemmel bir futbolcu.

    Besiktas'ta izlememize vesile olan herkese tesekkurler.

    #25883244
  9. ateist diye askere alınmamak

    metroda karşılaşılan 50'li yaşlardaki bir erkeğin söüzüdür:

    "peygamber ocağı olan yerde ateistin ne işi var? orduyu çökertir bu kitapsızlar. eşek gibi namaz kılacaklar."

    gözü dört dönüp hatunları kesen bu kart zamparanın dudaklarından bunlar döküldü. sustum ve dinledim. bir taraftan tutulur yeri yoktu bu cümlenin. bir şeyler söylemek gerekirdi. lakin mevlana'Nın da dediği gibi cahilin yanında kitap kadar sessiz ol sözü aklıma geldi. sıradaki durakta indim. bu erkek ise bıyıklarıyla oynarak karıya kıza bakmaya devam ediyordu.

    #25883243
  10. doğan slx

    efendim geçen adapazarı-eskişehir otobandan 1.4 golf tsi ile gidiyorum. sol şeride yasladım kendimi ibre 130 filan. radyoda yalan olmasın powertürk mü jpy türk mü öyle bir kanal açık. ses yüksek gidiyoruz.memleketten arkadaş da var yanımda köfteci yusuf'a köfte yemeye gidiyoruz. her neyse sol şeritten 130-140 ile giderken dikize baktım halojen beyaz farlı bir şey geliyor. farlar ama nasıl fena. anlayamadım markayı epey de uzaktaydı. yol da sakindi pek trafik yoktu. herneyse üç beş saniye içinde bir ses vuuuuu, vuvuvunnn. baktım apaçi biri geliyor. selektör çaktı bana sağa geç diye neyse geçtim ben ortaya en solu bıraktım buna. elemanın hızı da bi 160 var. yanımdaki arkadaşın da gazıyla ben de vitesi küçültüp yapıştırdım bunla. yapmaz olsaydım. 150 170 derken eleman kesinlikle eminim ki 200'ü gördü. hayretler içerisinde stop farlarına baktık arkadaşımla. golf 180 civarı kesilmeye başladı benimki yalan yok. ibre çıkar daha ama çok ağır tırmanıyor. bu appaçi de hiç korku yok. yasladı gitti. allah muhafaza bir lastik patlasa rot kesse araç o beyaz doğan tabut olacak adama. hem benim bildiğim doğan taş çatlasın 150 yapar bu nedir yahu!? ne taktırdı ne yaptı kaç litre yakyor o araç hiç bilmiyorum ama tek bildiğim bunlardan uzak durmak. orijinallikden tamamen kopartmışlar bu araçları ve çoğu bence trafik canavarı vesselam.

    #25883237
  11. yalova belediyesi nin 158 ağacı kestirmesi

    Yine "Memleketin a....a koydunuz i..eler!" dedirten çevre düşmanı, yobaz pezevenklere ver yansın etmemize sebep olan bir sürü acı olaydan biridir. artık nasıl aşina yaptıysa bizi g....nler, şaşıramıyoruz da böyle haberlere.

    #25883233
  12. ateist diye övünenlerin mahşer günü sıçacak olması

    senin tanrin merhametli ve kendini her iki ayette bir övdüğü gibiyse , önce tecavüzcü, hirsiz , terorist müslüman kullarini yargilar . sonra bizi yargilayip aradaki farki anlar zaten. hâla anlamiyorsa kusursuz degildir zaten.

    #25883214
  13. mehmet ali şahin

    Eşini saniye Şahini kaybetmiş

    Bakan Şahin'in eşinin böbreği Ukraynalı bir kadından nakledildi
    On yıldır böbrek hastası olan Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in eşi Saniye Şahin’e nakledilen böbreğin sahibinin Ukraynalı bir kadın olduğu ortaya çıktı. Bakan Şahin, böbreğin bir Hıristiyan’a ait olmasını, "Hıristiyan olabilir, ancak ne fark eder! Sonuçta insandı" diye değerlendirdi.
    Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in 10 yıldır böbrek hastası olan ve 3 yıldır diyalize bağlı yaşayan eşi Saniye Şahin’e geçtiğimiz ay Başkent Üniversitesi Hastanesi’nde böbrek nakli yapıldı. Uyum sürecini sorunsuz atlatan Bayan Şahin, nakil sayesinde sağlığına kavuştu. Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, böbreğin beyin kanaması sonucu ölen 36 yaşındaki Ukraynalı bir kadına ait olduğunu ilk kez Hürriyet’e açıkladı.
    "Ankara’dan Antalya’ya giderken uçakta Hürriyet’in sorularını yanıtlayan Şahin, eşinin sağlık durumu ve nakil hakkında şu bilgileri aktardı: "Ukraynalı bir kadına ait böbrek nakledildi. Ama Türkiye’de vefat etmiş kendisi. Ailesi de buradaymış. Ancak kendileri ayrılmışlar. Yoksa kesinlikle kendileriyle tanışmayı ve görüşmeyi çok isterdim. Cenazesini götürmüşler."
    Bakan Şahin, henüz organ bağışında bulunmadığını kaydederek "Şu ana kadar böyle bir işlem yapmadım, ama yapabilirim, Başkalarına söylemeden önce kendim yapmalıyım" dedi.
    Eşinin bakımının evde sürdüğünü belirten Şahin, "Eve ziyaretçiler, gelen giden oldu; enfeksiyon kaptı. Hastanede bir süre tedavi gördükten sonra taburcu edildi. itina gösteriyoruz, yoksa enfeksiyon böbreğin devre dışı kalmasına yol açabiliyor. Ama şu anda yeni böbreği sorunsuz çalışıyor" diye konuştu.

    #25883207
  14. gecenin şiiri

    Önce vazgeçmenin ardından pişmanlıktan ibarettir hayat.
    Ama kuşlar uçmayı, sular akmayı kesmez sen pişman oldun diye.
    Ya da sen mutsuzsun diye ağlamaz gökyüzü.
    Yağmur yağacaksa yağar önleyemezsin.
    Ki kendini bile susturamazken bazen,
    Bir bakmışsın üslubun değişmiştir.
    Uzun uzun tiratlar atarken çok da usta olmayan bir tiyatrocu.
    Kendi monologunda kayboluvermişken sen.
    Elinde bardak olan birasına devam ederken.
    Bütün şoförler aynı anda araç sürerken.
    Işçiler üretip patronlar yerken.
    Sokak köpekleri araba kovaliyorlardır.
    Sen de bilirsin ki, en azından bilmelisin.
    Senin için dönmez dünya.
    Sırf dönmek için dönüyor diye kızamazsın ağız dolusu küfürler edip.
    Tutar sıfırdan başlarsın.
    Hiçbirşeyin akışı bozulmaz mesela.
    Senin uzaktan bir akraban öldü diye.
    Hatta sen bile düşüp ölsen, taşa takılıp.
    Tersine dönmeyecektir dünya.
    Yalancı tanrıların yalancı insanlara kurdurutuğu.
    Hep tersine dönerken zaten.
    Düzgün bir tersliği bulup reankarnasyon.
    Nasyonal olgular aykırı çokca.
    Dünyayı siksen, yaratsan yıkıp en baştan.
    Sen dönüyorsun diye dönmeyecektir.
    Dönmüyorsun diye de.
    Dönesi vardır.
    Karnı acıkmıştır yahut.
    Niye annesiyle küsmüş olmasın.
    Döne döne tükenecektir bir gün.
    Mutlak bitecektir bu rüya.
    O zaman ihtiyaç kalmayacaktır petrole, suya.

    #25883194
  15. gfb

    öncelikle fenerbahçeliyim. fanatiğim zaten karmamdan ve nickaltımdan anlayabilirsiniz. şimdi sadede gelelim. ben bu kadar boş,cahil,varoş,kalitesiz bir oluşum görmedim. aynı zamanda bunlar fenerbahçeyi bilerek veya bilmeyerek baltalamakta ve fenerbahçe üzerinden para kazanmaya çalışmaktadır.

    aziz yıldırımın başarmış olduğu en büyük iş bu güruhun ne mal olduğunu herkese göstermesi ve ipini çekmesidir. bunlar fenerbahçeli değildir.

    #25883180