entry'ler (917)

tarihteki en boktan savaşların olduğu dönem

izlemesi açısından yani. mel gibson'un başrolu olduğu the patriot, kubrick'in barry london'ın falan geçtiği, tüfeklerin sıra halinde ateş edilmesinden sonra tekrar doldurulduğu, asker kıyafetlerinin böyle beyaz pantolonlu, kırmızı uzun ceketli, siyah şapkalı olduğu sik gibi bir dönem var, o dönemler diyebilirim. tatsız tuzsuz savaşlar.

savaş dediğin truva'daki gibi kaslı kaslı yuvarlık kalkanlı falan olacak. ya da napolyon ordusunun süvarilerinin atlar üstünde hücum ettiği zamanlar gibi.

en iyi arkadaşı olmayan insanlar

en iyi arkadaş olsanız kardeşinden duymazsın, konuşulur bunun geyiği aranızda. öyle bi güven güvenmeme tabanında bi iddada bulunmadan, birbirinize zararınızdan çok faydanız olduğunda mutabık olduğun biri olması şeklinde vuku buluyor.

en iyi arkadaşı olmayan insanlar

35 yaşını geçip ama. var mı aranızda böyle insanlar. nasıl bi duygu. eksikliğini hissediyo musunuz. benim bala göte var bir tane, yani onun da benim için en iyi arkadaşım dediğini bildiğim bi arkadaşım var. iddiam şey değil müthiş harika hisler besliyor bana falan. o değil, düz denk geldi var böyle biri.

kader

bence var böyle birşey. uzayda, yeterince uzaktan baktığında aslında tüm yaşamımız tek kare bir resimmiş gibi asılı boşlukta, ve zaten olmuş bitmiş birşeyin içerisinde debeleniyorsun. ama ilk yazıldığı anda kim olduğun resmin neye benzeyeceğinin en başat faktörü olduğu için bir şekilde özgür irade söz konusu burada. kim olduğun konusundaysa tümüyle bir serbestlik içindesin aslında ama bunu bilme şansın yok.

if you know what i mean

Türkçe karşılığının “aabim benim” olması ilginç olan tümce.

birinin ısıttığı sandalyeye oturmak

Üstün sıçılmış gibi oluyor insan.

sinan engin kendine yükselmesi

Böyle bişey var. Sinan engin’in kameraya poz verip kendini yandaki televizordan kese kese üstündeki şaşalı mor falan çizgili takım elbisesi ve afrikan tarz takılarıyla endam eder, bi yandan “baksana hocam şuna, vay vay vay” diye kendini överdi. Böyle bi trip her insanda zaman zaman oluyodur. Ama sinan reis çok iyi yapar bunu, şabalak bi herif olsa bile güzel bi rengidir kendisinin.

sözlük yazarlarının korkuları

sene 2010 galiba, ankara'da yaşadığım o tek bir yıl. hocam com diye bi yavru düşürme sitesi vardı o dönemler, bilen bilir, hiç düştüğünü de görmedik de vardı yani. bi gacıyla yazıştık sanat sepet işleriyle uğraşıyormuş, sergi açacakmış, sergide bir sürü ekran koyup o ekranda siyah beyaz insanların görüntülerini ses olmadan gösterecekmiş, ama görüntüde sen aslında konuşuyorsun, sergiyi gezenler sadece ses olmadan senin videonu izliyor falan.

bana saçma sapan bi sürü özel soru sordu, aileden tut, travmalara, anılardan tut eski sevgililere kadar ne varsa, ben de keklik gibi anlattım aslında sanat olaylarıyla öyle pek de bi alakam olmamasına rağmen, belki skişiriz ayağına. lost'u izlemiştim o dönem, sanatla bağım ondan ibaretti yani, motivasyonum bi karının evine gitmekten ibaretti.

neyse sik gibi de performans sergiledim, ne olur lan yaparız sanki nolacak diye başladığım şeyi yaptıkça, daha doğrusu yapamadıkça, karının gözünden de düştük, vermedi de. dünya kadar özelimi kamera karşısında açtığımla kaldım.

ne anlattığımı falan hiç hatırlamıyorum, dışarıda buluştuk eve yürüdük, evde bu boku yedik, sonra ben evden çıktım uzatım, bi daha da bu kızı görmedim. ben de yazmadım yani, öyle bi frekans tutumu gerçekleşmedi.

video bi yerde yayınlandı mı, sergi olayı oldu mu, hiç sanmam ama birinin harddiskinde içerisinde tam olarak ne olduğunu hiç hatırlamadığım 1 saatlik absürt görüntüler eşliğinde konuşmalarımın olması hep kara bi leke gibi üstüme yapıştı kaldı, ara ara aklıma gelir irkilirim. üstüm çıplak, yüzüme pan yapılmış kameraya, sik sok şeyler anlatıyorum. siyah beyaz. hay anası skim ya, yine huzursuzlandım.

mesut süre

cem işçiler'im aslında. tepki alırım korkusuyla kamoyu önünde vermekten kaçındığım desteği bu şekilde veriyorum, sonra ss'leri mesut'a atıp gönlünü alıyorum.

20 şubat 1983

çok bitik kuşağa denk gelmişin reis, 4 sene daha sıksan dişini kral devre olacakmışsın.

mesut süre

kendimi bu derece tutkulu savunacak kadar tutmam. mesut'u tutarım ama.

mesut süre

parıldama lafı bile batmış lavuğa, geçtim kendisini. nasıl doğru teşhis ama.

bekarlık ve sevgilisizlik sultanlıktır

sultanlık diye bişey yoktur.

mesut süre

bilader sen çorum'da falan mı yaşıyosun? kadıköy'den bilgi veriyoruz sana, buralarda son 10 yılda 10 gece dışarı çıkmış olan herkes bilir kadıköy slutlarının mesut süre ve benzeri tayfadan faydalanmak için attıkları taklaları. hani gözümüzün önünde yaşanıp durdu bunlar, geçtim mesut'u eli yüzü az düzgün adama bile ne girişimler ne salça olmalar.

adam karşılık verince, vermediğin her geceyi dönüp seneler sonra taciz girişimi olarak lanse etmenin ahlaki bi karşılığı yok, cezai hiç yok, onu diyoruz. cezai hiç yok çünkü gidip mahkemede anlatmaya götünün yiyeceği bi durumun da yok, en fazla instagram tipsizlerine mesaj atıp "beni de sikmek istediydi mesut bi ara" diye geçmişte kalmış güzel günlerini yad edersin.

mesut süre

mesut'un avukatlığı bi durum yok, iş oraya gelirse sikeyim mesut'u. kahpelikle alıp veremediğimiz var sadece, cinsiyetten bağımsız, manayı vurgulamak için içerik olarak kullanıyorum kelimeyi.

mesut süre

insanların parıldayan şeyleri boklarını sürerek karartma eğilimleri var. insana dair beni en fazla hayal kırıklığına uğratan, en karamsar hislere gark eden şey bu. ve insanların %99'unda falan var bu. en ummadıklarınızda bile. ben parlamıyorum da niye bu orosbu çocuğu parlıyor der, sıçıp sıçıp üstünüze sıvamaya çalışırlar. mesut'u da bu aç köpeklerin hedefi haline getiren şey buydu, çiçek gibi keyfi, iyi niyeti vardı paşamın. insan denen bok çukuruyla yüzleşmesi gerekti. aşarsın ama mesut, sana bişey olmaz, en azından bu dalyarak sürüsü hiç bişey yapamaz. yaparsa allah yapar.

mesut süre

onlarca kadının beyanında mesut ırzıma geçti, mesut beni sikti gibi bir durum var mı? yok. beyanlar ne, evine çağırdı, sonra da öpmeye çalıştı, itince bıraktı. bu şekilde başlamayan bi skiş var mı dünyada? eli ayağı bağlı bi şekilde erkek oturacak, kadın gelip onunla cima edecek, bu heralde olması gereken he. onlarca kadının yalanlarını sikeyim.

mesut süre

bina diye sikten bi ortam vardı eskiden kadıköy'de. orda denk gelmiştik reis'le, çeşmenin orda göt göte oturuyomuşuz, mesut olduğunu fark edince fotoğraf da çekilmiştik, kuzenimle geldim demişti, erkekti kuzeni. 5 dakika oldu olmadı 2-3 tane at gibi karı yılıştı mesut'a uzun uzun sohbet etmeye başladılar.

kadıköy'deki hatunların hiç değilse 5'te biri falan mesut'u tanır ve popülaritesinden bi şekilde faydalanmak ister, bunun için de yavşarlar. sonra mesut bizi sikti ya da sikmeye çalıştı diye 10 sene sonra neye marazlandıysalar, ki vardır bi çıkar çatışması kesin, mevzu çıkardı bu gacıların bi kısmı. olay bundan ibaret. neyi büyütülüyor anlamış değilim. yok mesut kendini aklayacakmış da, yok bilmem neymiş. siktirin gidin lan ipneler.

mindfulness mizahı yapmak

sabah hem yayaya, hem de sağa dönen araçlara aynı anda yeşil ışık yakan yıldızbakkal dörtyollar'daki ışıklardan geçerken bi taksi de aynı anda hafiften yaklaşmaya başladı, ama durmuyo da lavuk rahat rahat hızımı arttırma gerginliği yaşamadan rahat rahat geçeyim. ben de inadına normalden bile daha yavaş yürümeye başlayarak yaya olarak bana tanınan hakkı korumaya çalışarak geçiyorum, geçtikten sonra "iyi bari, en azından hızlanmak zorunda kalmadım", daha davar bi taksici olsa götümün dibine girebilir ya da üstüme doğru bile gelebilirdi" diye düşündüm. sonra da öyle bi durumda taksiciye nasıl küfretmek lazım diye aklımdan geçti. "at mı sürüyosun lan davar" güzel bi cesaret örneği olabilirdi. cümledeki her iki anlam açısından okunmaya açıklık ve paralize efekti olasılığı hoşuma gitmişti.

sonra kendimi bu düşünceyi böyle kuru kuruya kendi kendime düşünmek yerine bi noktaya taşıma konusunda gaza getirdim. bir youtube programında bunu anlatıp "taksici üzerime sürünce adama "at mı sürüyosun" diye bağırdım" derken hayal ettim. sonra da; "ben de işte böyle düşünceleri anlatarak hayatımı kazanıyorum. stand up gösterilerim daha çok bu şekilde, aklıma gelen ve sağa sola not ettiğim muhabbetleri bodoslama anlatma şeklinde. mesela cem yılmaz böyle acaip dolu bi adamdır, karşısına bazı olaylar çıkar ve kendini bilgelik ve düşünceyle dolu adam bunlara anlık reaksiyonlar üretir ve harika düşünceler türer ya, benimkisi öyle değil işte. bi doluluk durumu yok. not edip gediğinin denk gelmesini beklemeden, bodoslama düşünce olarak aktarıyorum insanlara. mindfulness mizahı yapıyorum diyebilirim yani. kadıköy'lülere satıyorum ben bunu. kilosu 600 liradan. tüm setim mesela aslında buraya kadar anlattığım 2 dakikalık bölümden oluşuyor. ama insanlar yine de gelip para verip dinliyorlar. güzel bi sistem kurdum yani kendime. orjinal bulunuyo sanırım.

bazı sahnelerdeyse biletsiz çıkıyorum. sahneye çıkıp insanlara 2 dakikalık setimi anlatıp, sonunda da arkadaşlar biliyorsunuz, gösteri bedavaydı, hoşuna gidenler çıkışta 5 tane kovayla bekleyen kadın arkadaş var, oradaki kovalara minimum 200'er lira atsınlar. biletsiz gösterine gelenlerin senin konserine bilet almak isteyecek kişilerle aynı kişiler olduğunu nerden biliyorsun diye soruyor sunucu. bilmiyorum, hepimiz bir şekilde kendimizi o an orada bulmuş oluyoruz aslında. ilginç bi deneyim oluyor hepimiz için diye.

bağlam yaratıyorum diyorum. benim assetim bu, en değerli assetim yani. 15 yaşından 18'e kadar odamda ders çalışmak yerine ansiklopedi, 18'den 30'a kadar ekşi sözlük, diğer sözlükler, bilimum vikipedi, 30 yaşımdan sonra da youtube comment section ve yorum yazılabilen diğer her yeri aralıksız okudum. üşenmedim herkesin ne düşündüğünü okudum yani. bu da anlamadan beni bağlam yaratma konusunda kabiliyetli yapmış. ben bu kabiliyetimi 35'ten sonra keşfettim. ya da bunun bi kabiliyet olduğunu diyeyim".

kaç setin var diyenlere yalandan 3 set demek

Aslında bi setim falan oluyo, zorlasam 2 yaparım, aklımda bi set sayısı yok, bu dalyarak sorunca 3 set diyorum, zorlaya zorlaya iki set yaparken bu hafif uzaklaşıyo, 2’yi yapıp bırakıyorum. Bugüne kadar 3 set demiştin bilader diyenine rastlamadım. Biliyo çünkü dalyarak olduğunu.
© copyright 2005 - 2026