bugün
- sözlükte erkekleri istemiyoruz16
- beyazsemsiyeliyabanci48
- togg'a lpg taktırmak7
- 7 haziran 2026 aziz yıldırım'ın başkan seçilmesi7
- evlenilecek erkek nasıl anlaşılır7
- ilk aşkınız2
- instagram'a sürekli hikaye atan kadın2
- yıldırım'ın başkan olmasından mutlu olan cimbomlu2
- soğuk suyla duş alan insan2
- bebeksi bir hatunla sevgili olmak7
- türkçe'nin edebi bir dil olmadığı gerçeği6
- kaşlarını alan erkek2
- çocukken alınamayan şeyleri büyüyünce almak2
- albin kurti2
- akp'li kayseri belediyesi'nin villa parseli satışı3
- günaydın şarkısı3
- yorgun mermi22
- 7 haziran 2026 büyük sözlük ifşası32
- aziz yıldırım13
- 7 haziran 2026 belde ara seçimleri2
- kürt fıkraları2
- kızının düğününde oynayan baba6
- monica bellucci ile 1 hafta vs 50 bin dolar6
- a milli futbol takımı'nın arizona'ya gelmesi2
- sydney sweeney'in memeleri4
- gammazlama yapmamak12
- günün şiiri8
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle63
- fetöcü olduğunu beklemediğiniz kişiler3
- anne hathaway2
- hangi yazarla evlenmek isterdiniz10
- d'i s c o film2
- bugün mükemmel bir gün olacak2
- haysenin1212
- gammaz beni çaylak yapmaz ki gammaz beni çsy9
- satranç haram yasaklansın7
- gina carano11
- bu köyden olsam ne olacak8
- aşık olmak7
- 7 haziran 2026 türkiye venezuela maçı2
- diamond bosphorus'un tüm sözlüğe yürümesi6
- sözlük yazarlarının ölüme bakış açısı20
- doktorlara saygının kalmamasının temel nedenleri7
- anın görüntüsü21
- yapay zeka moderatörü15
- mılli yazılım f-16 ların kabiliyetini artıracak9
- en gey özelliğiniz15
- güzel ayaklı bir kızla evlenebilirim4
- heyt bea3
- sevişmek istediğiniz kadın yazarlar7
entry'ler (1203)
an itibariyle gerçekleşmiştir. bayrakları balkonlara azabiliriz.
https://adanaavukat.org/e...-en-degerli-web-siteleri/
https://adanaavukat.org/e...-en-degerli-web-siteleri/
calmernow ai anxiety and calm, panik, stres ve zihinsel yorgunluk anlarında insanın kendini toparlamasına yardımcı olmayı amaçlayan yeni nesil bir sakinleşme uygulaması.
klasik “nefes al ver” uygulamalarından biraz farklı; içinde reframe ai, make it calmer, grounding reset, calm sounds, focus mode ve günlük küçük rutinler gibi bölümler var. özellikle reframe ai kısmı hoşuma gitti çünkü kafanda büyüyen bir düşünceyi daha sakin ve yönetilebilir bir hale çevirmeye çalışıyor. yani “sana motivasyon sözü atıp geçeyim” mantığında değil, düşünceyi biraz daha insani şekilde yeniden çerçeveliyor.
uygulamanın güzel yanı da büyük hedefler dayatmaması. 1 saat meditasyon yap, hayatını baştan kur falan demiyor. daha çok “şu an çok kötüyüm, 60 saniyede biraz kendime geleyim” ihtiyacına hitap ediyor. panik anında rescue me tarzı hızlı bir akış olması bence iyi düşünülmüş.
tasarım olarak da sakin, yormayan, fazla spiritüel kaçmayan bir havası var. anxiety, overthinking, focus kaybı, iç sıkıntısı yaşayanlar için denenebilir. özellikle gün içinde kafası çok dolan ve küçük bir reset tuşuna ihtiyaç duyanlara iyi gelebilir.
mottosu da güzel: %1 daily improvement = 30x better in a year.
küçük ama düzenli sakinleşme alışkanlığı fikri üzerine kurulmuş gibi duruyor.
https://play.google.com/s...ails?id=com.calmernow.app
klasik “nefes al ver” uygulamalarından biraz farklı; içinde reframe ai, make it calmer, grounding reset, calm sounds, focus mode ve günlük küçük rutinler gibi bölümler var. özellikle reframe ai kısmı hoşuma gitti çünkü kafanda büyüyen bir düşünceyi daha sakin ve yönetilebilir bir hale çevirmeye çalışıyor. yani “sana motivasyon sözü atıp geçeyim” mantığında değil, düşünceyi biraz daha insani şekilde yeniden çerçeveliyor.
uygulamanın güzel yanı da büyük hedefler dayatmaması. 1 saat meditasyon yap, hayatını baştan kur falan demiyor. daha çok “şu an çok kötüyüm, 60 saniyede biraz kendime geleyim” ihtiyacına hitap ediyor. panik anında rescue me tarzı hızlı bir akış olması bence iyi düşünülmüş.
tasarım olarak da sakin, yormayan, fazla spiritüel kaçmayan bir havası var. anxiety, overthinking, focus kaybı, iç sıkıntısı yaşayanlar için denenebilir. özellikle gün içinde kafası çok dolan ve küçük bir reset tuşuna ihtiyaç duyanlara iyi gelebilir.
mottosu da güzel: %1 daily improvement = 30x better in a year.
küçük ama düzenli sakinleşme alışkanlığı fikri üzerine kurulmuş gibi duruyor.
https://play.google.com/s...ails?id=com.calmernow.app
dua lipa ile evleneceksem olur diğer türlü olmaz.
süper bir taşıt herkes kullanmalı birgün bunu.
2006-2010 yılları arasındaki efsane yazarlardan birisidir.
suriyeli ve doğu anadolulu doludur.
karakterlerin yarısı ya zenci ya gay dir.
büyük ve sert olmalıdır.
araplardaki eziklikten dolayıdır.
şeftali ve kaysı deyince benim ağzımın suyu akıyor.
amerika > avrupa > 3. dünya ülkeleri > afrika > türkiye şeklinde sıralanmakadır.
ajdar anıktır gördüğüm en yerli ve yapay zekadır.
yediğim en iyi yemeklerden biridir. harika ve ötesidir.
boşanmada mal paylaşımı denilen şey, insanın evlilik boyunca yaptığı tüm "mantıklı" yatırımların bir anda “romantik hata”ya dönüşmesidir.
düşünsene, evlendiğin kişiyle birlikte aldığın buzdolabı bile mahkeme kararıyla ikiye bölünemediği için kavganın sembolü haline geliyor.
bir zamanlar beraber “beyaz eşyalar kampanyadanmış aşkım!” diye sevinirken, şimdi “o faturalarda benim adım var” diyorsun.
başta çok masum başlıyor her şey.
“mal paylaşımı davası açalım” deniyor, insan sanıyor ki medeni medeni, iki taraf da oturup hesap yapacak.
ama yok. o hesap bir türlü tutmuyor.
çünkü evlilik boyunca kim neye ne kadar katkı yaptı, kim mutfağı topladı, kim kira ödedi, kim kredi taksidini yatırdı, kim sadece kahve yaptı…
bunların hepsi “yasal değer” kazanıyor.
ve bir anda “düğünde takılan bileziklerin hukuki statüsü” diye bir cümle duyuyorsun.
mahkemede hakim soruyor:
“evlilik içinde edinilen malların niteliği nedir?”
içinden diyorsun ki “nitelik mi? o televizyonu bile ben taşıdım!”
ama söyleyemiyorsun, çünkü avukatın kaşlarını kaldırmış, “sus, sonra anlatırım” bakışı atıyor.
işte o an anlıyorsun ki, mal paylaşımı davası biraz da karakter testi gibi.
kim sabırlı, kim inatçı, kim “yeter artık bırak gitsin” diyor, kim “ben bu tencereyi de istiyorum” diye diretiyor.
bazen gerçekten sadece tencere meselesi bile üç celse sürüyor.
çünkü mesele artık mal değil, haklı çıkmak.
bir arkadaşım anlatmıştı, “hakim son celsede arabayı bana verdi ama ruhsat hâlâ onda” diyordu.
dedim “peki ne yapacaksın?”
“ne yapayım, arabayı kullanamıyorum ama en azından kazandım.”
işte böyle tatlı trajediler yaşanıyor.
boşanmada kimse aslında kazanamıyor, herkes biraz eksiliyor.
ama şunu unutmamak lazım: mal paylaşımı, adaletin maddi tarafıdır.
çünkü emek de, fedakarlık da, ev içi düzen de değersiz değil.
bir taraf evin geçimini sağlamış olabilir, diğeri o evin duvarlarına huzur katmıştır.
hukuk da diyor ki: “ikiniz de katkı yaptınız, şimdi adilce bölüşün.”
işte tam da burada devreye iyi bir avukat giriyor.
çünkü mal rejimi, edinilmiş mallara katılma, kişisel mallar, değer artış payı gibi kelimeleri duyunca insanın beyni bir noktadan sonra kendini kapatıyor.
bir yerden sonra sadece “ben şu dolabı istiyorum” kısmını hatırlıyorsun.
o yüzden, kimse kusura bakmasın ama boşanmada mal paylaşımı öyle “internetten form doldurayım bitsin” tarzı bir şey değil.
mali değil, psikolojik bir süreç.
bir zamanlar “bizim evimiz” dediğin şey, artık “kimin tapusunda” diye tartışılıyor.
bir zamanlar “ortak banka hesabı” denilen o romantik cinayet aleti, şimdi “kim çekti o parayı?” davasına dönüşüyor.
bütün bunların ortasında bir yerlerde hâlâ eski anılar, fotoğraflar, hediyeler kalıyor.
ama hayat bu; bazen sadece duyguları değil, faturaları da ayırmak gerekiyor.
önemli olan, bu süreçten mümkün olduğunca az yara alarak çıkmak.
çünkü sonuçta ev bölünür, eşyalar bölünür, ama iç huzuru korumak kolay değildir.
o yüzden mal paylaşımı davası düşünen herkese küçük bir tavsiye:
kendinizin ve emeğinizin değerini bilin, ama eşyalar için ruhunuzu tüketmeyin.
çünkü en güzel yatırım, sonunda kendinize kalandır.
https://www.cerensumer.av...avukat-ceren-sumer-cilli/
https://www.cerensumer.av.tr/
düşünsene, evlendiğin kişiyle birlikte aldığın buzdolabı bile mahkeme kararıyla ikiye bölünemediği için kavganın sembolü haline geliyor.
bir zamanlar beraber “beyaz eşyalar kampanyadanmış aşkım!” diye sevinirken, şimdi “o faturalarda benim adım var” diyorsun.
başta çok masum başlıyor her şey.
“mal paylaşımı davası açalım” deniyor, insan sanıyor ki medeni medeni, iki taraf da oturup hesap yapacak.
ama yok. o hesap bir türlü tutmuyor.
çünkü evlilik boyunca kim neye ne kadar katkı yaptı, kim mutfağı topladı, kim kira ödedi, kim kredi taksidini yatırdı, kim sadece kahve yaptı…
bunların hepsi “yasal değer” kazanıyor.
ve bir anda “düğünde takılan bileziklerin hukuki statüsü” diye bir cümle duyuyorsun.
mahkemede hakim soruyor:
“evlilik içinde edinilen malların niteliği nedir?”
içinden diyorsun ki “nitelik mi? o televizyonu bile ben taşıdım!”
ama söyleyemiyorsun, çünkü avukatın kaşlarını kaldırmış, “sus, sonra anlatırım” bakışı atıyor.
işte o an anlıyorsun ki, mal paylaşımı davası biraz da karakter testi gibi.
kim sabırlı, kim inatçı, kim “yeter artık bırak gitsin” diyor, kim “ben bu tencereyi de istiyorum” diye diretiyor.
bazen gerçekten sadece tencere meselesi bile üç celse sürüyor.
çünkü mesele artık mal değil, haklı çıkmak.
bir arkadaşım anlatmıştı, “hakim son celsede arabayı bana verdi ama ruhsat hâlâ onda” diyordu.
dedim “peki ne yapacaksın?”
“ne yapayım, arabayı kullanamıyorum ama en azından kazandım.”
işte böyle tatlı trajediler yaşanıyor.
boşanmada kimse aslında kazanamıyor, herkes biraz eksiliyor.
ama şunu unutmamak lazım: mal paylaşımı, adaletin maddi tarafıdır.
çünkü emek de, fedakarlık da, ev içi düzen de değersiz değil.
bir taraf evin geçimini sağlamış olabilir, diğeri o evin duvarlarına huzur katmıştır.
hukuk da diyor ki: “ikiniz de katkı yaptınız, şimdi adilce bölüşün.”
işte tam da burada devreye iyi bir avukat giriyor.
çünkü mal rejimi, edinilmiş mallara katılma, kişisel mallar, değer artış payı gibi kelimeleri duyunca insanın beyni bir noktadan sonra kendini kapatıyor.
bir yerden sonra sadece “ben şu dolabı istiyorum” kısmını hatırlıyorsun.
o yüzden, kimse kusura bakmasın ama boşanmada mal paylaşımı öyle “internetten form doldurayım bitsin” tarzı bir şey değil.
mali değil, psikolojik bir süreç.
bir zamanlar “bizim evimiz” dediğin şey, artık “kimin tapusunda” diye tartışılıyor.
bir zamanlar “ortak banka hesabı” denilen o romantik cinayet aleti, şimdi “kim çekti o parayı?” davasına dönüşüyor.
bütün bunların ortasında bir yerlerde hâlâ eski anılar, fotoğraflar, hediyeler kalıyor.
ama hayat bu; bazen sadece duyguları değil, faturaları da ayırmak gerekiyor.
önemli olan, bu süreçten mümkün olduğunca az yara alarak çıkmak.
çünkü sonuçta ev bölünür, eşyalar bölünür, ama iç huzuru korumak kolay değildir.
o yüzden mal paylaşımı davası düşünen herkese küçük bir tavsiye:
kendinizin ve emeğinizin değerini bilin, ama eşyalar için ruhunuzu tüketmeyin.
çünkü en güzel yatırım, sonunda kendinize kalandır.
https://www.cerensumer.av...avukat-ceren-sumer-cilli/
https://www.cerensumer.av.tr/
Hayatta üç şey insana ansızın yaşlandığını hissettirir: ilk beyaz saç, ilk bel fıtığı ve adliyeden gelen ilk tebligat.
Kapıyı açtığınızda elinde sarı zarfla gelen postacı, aslında size küçük bir paketle birlikte büyük bir kaygı da bırakır. Zarfın üzerinde “T.C. Adalet Bakanlığı” yazısını görünce, insan bir an “acaba ben ne yaptım?” diye kendi hayatını hızlı bir şekilde tarar.
içini açana kadar geçen süre, Schrödinger’in kedisi gibi bir belirsizliktir. Belki komşuyla yaşadığınız apartman toplantısı tartışması davaya dönüşmüştür. Belki yıllar önce unuttuğunuz bir trafik cezası hacze girmiştir. Belki de sadece tanık olarak çağrılıyorsunuzdur. Ama o an herkesin aklına ilk gelen şey, “yandık” olur.
Adliyeden gelen tebligat, aslında hukuk devletinin temel direğidir; vatandaş bilgilendirilmeden hiçbir işlem olmaz. Ama pratikte vatandaş için bu, “hayatımda yeni bir level açıldı, bu level savunma hakkı” hissiyle karşılık bulur.
Kısacası, tebligat dediğimiz şey bazen sıradan bir bildirim, bazen de hayatın gidişatını değiştiren bir davetin ta kendisidir. O yüzden zarfı alınca paniğe kapılmadan, bir avukata danışmak en iyisidir. Ama itiraf edelim, ilk refleks genellikle şu olur: “Keşke açmasaydım.”
https://www.cerensumer.av...masi-gerekenler-nelerdir/
Kapıyı açtığınızda elinde sarı zarfla gelen postacı, aslında size küçük bir paketle birlikte büyük bir kaygı da bırakır. Zarfın üzerinde “T.C. Adalet Bakanlığı” yazısını görünce, insan bir an “acaba ben ne yaptım?” diye kendi hayatını hızlı bir şekilde tarar.
içini açana kadar geçen süre, Schrödinger’in kedisi gibi bir belirsizliktir. Belki komşuyla yaşadığınız apartman toplantısı tartışması davaya dönüşmüştür. Belki yıllar önce unuttuğunuz bir trafik cezası hacze girmiştir. Belki de sadece tanık olarak çağrılıyorsunuzdur. Ama o an herkesin aklına ilk gelen şey, “yandık” olur.
Adliyeden gelen tebligat, aslında hukuk devletinin temel direğidir; vatandaş bilgilendirilmeden hiçbir işlem olmaz. Ama pratikte vatandaş için bu, “hayatımda yeni bir level açıldı, bu level savunma hakkı” hissiyle karşılık bulur.
Kısacası, tebligat dediğimiz şey bazen sıradan bir bildirim, bazen de hayatın gidişatını değiştiren bir davetin ta kendisidir. O yüzden zarfı alınca paniğe kapılmadan, bir avukata danışmak en iyisidir. Ama itiraf edelim, ilk refleks genellikle şu olur: “Keşke açmasaydım.”
https://www.cerensumer.av...masi-gerekenler-nelerdir/
benim başını çektiğim bir gruptur.
Türkiye’de birçok kişi için boşanmanın en acı tarafı nafaka, velayet ya da ev eşyalarının paylaşımı değil; yeşil pasaportun kaybıdır. Çünkü yeşil pasaport, adeta “Türkiye Cumhuriyeti’nin gizli VIP kartı”dır. Normal pasaport sahipleri vize için konsolosluk kapılarında randevu kovalarken, yeşil pasaportlular “Almanya mı? Buyurun efendim, hoş geldiniz” konforunu yaşar.
Ancak bu ayrıcalık, eşe “emaneten” verilen bir haktır. Yani asıl sahibi devlet memuru, milletvekili veya belli şartlara sahip kişidir. Evlilik bağı bitince, pasaport da evliliğin hatıra albümüne konulamaz. Nüfus müdürlüğü “eş” hanesini boşaltırken, pasaport şubesi de “yeşil pasaport hakkı” hanesini iptal eder.
Kısacası, boşanmayla birlikte sadece ortak hayat değil, Schengen kapılarında sıra beklemeden geçiş hakkı da sona erer. Bir gün “Paris’te romantik bir tatil” planlarken, ertesi gün kendinizi “Schengen vizesi için banka dökümü hazırlarken” bulabilirsiniz.
Türkiye’de “boşanma” kelimesinin yanına eklenen en dramatik sonuçlardan biri de budur. Hatta bazı evliliklerin devamında “çocuklar için mi katlandın?” sorusuna verilen gizli cevap aslında “yeşil pasaport içindi” olabilir.
https://www.cerensumer.av...nafaka-artis-orani-nedir/
https://www.cerensumer.av...ortta-soyadi-degisikligi/
Ancak bu ayrıcalık, eşe “emaneten” verilen bir haktır. Yani asıl sahibi devlet memuru, milletvekili veya belli şartlara sahip kişidir. Evlilik bağı bitince, pasaport da evliliğin hatıra albümüne konulamaz. Nüfus müdürlüğü “eş” hanesini boşaltırken, pasaport şubesi de “yeşil pasaport hakkı” hanesini iptal eder.
Kısacası, boşanmayla birlikte sadece ortak hayat değil, Schengen kapılarında sıra beklemeden geçiş hakkı da sona erer. Bir gün “Paris’te romantik bir tatil” planlarken, ertesi gün kendinizi “Schengen vizesi için banka dökümü hazırlarken” bulabilirsiniz.
Türkiye’de “boşanma” kelimesinin yanına eklenen en dramatik sonuçlardan biri de budur. Hatta bazı evliliklerin devamında “çocuklar için mi katlandın?” sorusuna verilen gizli cevap aslında “yeşil pasaport içindi” olabilir.
https://www.cerensumer.av...nafaka-artis-orani-nedir/
https://www.cerensumer.av...ortta-soyadi-degisikligi/
Ortak malın, ortaklığı seven ama ortakları sevmeyen bir hukuki kurumudur. Türk Medeni Kanunu’nda “ortaklığın giderilmesi davası” olarak bilinir. Özellikle miras kalan taşınmazlarda kardeşlerin birbirine küsmesi, dayıların köyden şehre gelip masaya yumruk vurması, eniştelerin “ben karışmam ama…” diye cümleye girip tam ortasında kendini bulmasıyla gündeme gelir.
Davanın mantığı basit gibi görünür: Ortak mal bölünebiliyorsa paylaştırılır, bölünemiyorsa satışa çıkarılır. Hakim “bu arsayı sana 3 metre, sana 5 metre böldüm” demek yerine, “kusura bakmayın arkadaşlar, satıyoruz” diyerek icra dairesine pas atar. Sonra mal açık artırmaya çıkar, parası paylara bölünür. Yani arsanın üstüne bina dikmek isteyen, bahçeye ağaç diken veya evi kiraya verip geliri yiyen tüm ortaklar, sonunda aynı torbadan para çeker.
Pratikte ise işler pek medeni olmaz. izale-i şuyu davası, Türk ailelerinde mirasın fiilen bitip dostluğun resmen bittiği andır. Çocukluk hatıralarıyla büyüdüğünüz ev, icra dairesi ilanında “3+1 daire, şehir merkezinde, ortaklığın giderilmesi sebebiyle satılıktır” olarak çıkar karşınıza. Kardeşler arasında birlik beraberlik kalmaz ama devlet dairesiyle gayet sıkı bir iş birliği kurulmuş olur.
Bir başka deyişle bu dava, Türkiye’nin gayriresmî aile içi Survivor finalidir. SMS ile değil, dilekçe ile oy kullanılır. Kazanan yoktur, herkes azar azar kaybeder.
https://www.cerensumer.av...derilmesi-davasi-avukati/
Davanın mantığı basit gibi görünür: Ortak mal bölünebiliyorsa paylaştırılır, bölünemiyorsa satışa çıkarılır. Hakim “bu arsayı sana 3 metre, sana 5 metre böldüm” demek yerine, “kusura bakmayın arkadaşlar, satıyoruz” diyerek icra dairesine pas atar. Sonra mal açık artırmaya çıkar, parası paylara bölünür. Yani arsanın üstüne bina dikmek isteyen, bahçeye ağaç diken veya evi kiraya verip geliri yiyen tüm ortaklar, sonunda aynı torbadan para çeker.
Pratikte ise işler pek medeni olmaz. izale-i şuyu davası, Türk ailelerinde mirasın fiilen bitip dostluğun resmen bittiği andır. Çocukluk hatıralarıyla büyüdüğünüz ev, icra dairesi ilanında “3+1 daire, şehir merkezinde, ortaklığın giderilmesi sebebiyle satılıktır” olarak çıkar karşınıza. Kardeşler arasında birlik beraberlik kalmaz ama devlet dairesiyle gayet sıkı bir iş birliği kurulmuş olur.
Bir başka deyişle bu dava, Türkiye’nin gayriresmî aile içi Survivor finalidir. SMS ile değil, dilekçe ile oy kullanılır. Kazanan yoktur, herkes azar azar kaybeder.
https://www.cerensumer.av...derilmesi-davasi-avukati/
en az 8 kere izlediğim harika bir filmdir.
