bugün
- sahurdayız uludağ sözlük16
- true'nun siki için yas tutuyoruz9
- chpli kardeşlerim sizle bir sorunum yok12
- sözlüğe yeni kadın yazar gelmemesi14
- kola cips yememek9
- ibni haldun8
- rtenin en son yaptığı yemek11
- çiçek uzatılan polisin boşanma aşamasına gelmesi24
- kapitalistlerin din kuracak kadar zengin olması8
- teketekte solcu mu alır sağcı mı19
- ona bir şey hatırlat8
- özgür özel'in ingiliz bbc'ye resmen ağlaması38
- first date kombini13
- ssilvermist11
- günün sözü9
- insan olmaya ceyrek kala10
- küresel ıkınma26
- çirkinlere tavsiyeler10
- geceye bir şarkı bırak8
- uludağ'ün en komik kadın yazarı10
- espressolab9
- gardaş diyen kız13
- türk kara ordusunun kuruluşu meselesi8
- hayatın insana öğrettiği gerçekler9
- yazarların rol almak istediği filmler10
- sözlüğün en ponçik erkek yazarı11
- menuet giderse biz de gideriz22
- namazı yanlış hareketlerle kılan insan12
- yazarların sevdiği filmler13
- sözlüğün en güçlü erkek yazarı28
- siyaset bilimi okuyan kız13
- yazarların ilk iş deneyimleri16
- silvermistin saçları19
- ingilizce bilen ne iş yapar22
- çocukları serbest bırakın8
- özgür özel'in kızının gösterilerde olmaması12
- en kötü ilimiz8
- kova burçlarının anlayışsız olması14
- toplumun yüzde 73'ü protestoları haklı buluyor11
- ümit özdağ'ın açlık grevine başlaması24
- erkekler olarak güçlü olmak zorunda değiliz14
- 27 mart 2025 celal şengör açıklaması10
- 150cc lik motorsiklet11
- araba bakarken dikkat ettiğiniz şeyler13
- bir milyon kişi saraya yürüyelim13
- muhafazakarlar arabistan'a please12
- 20'li yaşlardaki gençleri çok sevmek8
- tavuk dönercilik yapmak9
- ilk buluşmada elektrofüzyon kaynak yapan kız11
- bayramda kocasının elini öpmeyen kadın13
derler ki çin seddinden sonra dünyanın en uzun surlarına sahiptir
uçaktan bakıldığında kalkan balığına benzer
uçaktan bakıldığında kalkan balığına benzer
(bkz: Diyarbakır Sur Turizm)
çin seddinden sonra dünyanın en uzun surları olup dört ana giriş kapısından oluşmuştur.82 adet burca sahip olup eski diyarbakırı baştan başa kuşatmıştır.
çin seddi'nden sonra dünyanın en uzun yapısı..hatta parçalara ayrılmadan önce çin seddi'nden uzun olduğu da söylenir.. dünyanın en sağlam taş yapıları arasında gösterilir.. sağlamlığının sebebi ise bildiğim kadarıyla harç olarak yumurta akı ve at kılı kullanılmasıdır.. surların dört tarafı lokantayla cevrilidir *..sur dibindeki ciğerciler bir hayli meşhurdur..
Bir efsaneye göre projesi Hz. Yunus tarafından çizilen, 60lı yıllarda yerli halkın rüzgarı engellediği için yıkmayı düşündüğü ve cadde yapabilmek için yakın zamanda bazı yerlerinin yıktırıldığı, kitabelerle süslü Tarihi Şaheser.
1948 yılında dönemin belediye başkanı tarafından rüzgarı engellediği, hava akımı olmadığı için salgın hastalık olduğu gerekçesi ile karşılıklı olarak iki küçük kısmı-ki küçük kısım dediğime bakmayın bir tarafta kalan kısım kitabeler ile süslü olan dört ana giriş kapısından dağkağı'nın ta kendisidir.- dinamitlerle patlatılarak yıkılmıştır.
pay-i taht'ın görülecek en güzel yerlerinden biridir efendim.
dünyanın en uzun şehir surlarıdır.
roma imparatorluğundan, bölgede yaşamış türkmen beyliklerine ve devletlerine birçok devlet tarafından bakıma alınmış, onarılmış surlar. elin latininin tam iberden gelip yaptığı-değilse onardığı-, düzelttiği, 5000 yıldır orada dolduğunu iddia eden bir de poyi toht diyerek güya imada bulunan medenilerin ise bir tuğlasının olmadığı surlar. oldukça bakımlı olması dolayısı ile önemlidir, uzunluk anlamında bir önemi yoktur.
diyarbakır öyle şehirdir ki; o surların altında bilen işkence sesleri gömülüdür.
"diyarbakır etrafında tanklar var, tanklar var
kuşatmışlar dört bir yandan kenti ordular
kalkacak nerdeyse ayağa surlar, surlar
istemezler gün görmeden ölesem aman."
"diyarbakır etrafında tanklar var, tanklar var
kuşatmışlar dört bir yandan kenti ordular
kalkacak nerdeyse ayağa surlar, surlar
istemezler gün görmeden ölesem aman."
--spoiler--
elin latininin istanbul'un göbeğinde bıraktığı camiye çevrilen kiliselerle övünmesini bilen türkçü-turancı gerzek topluluğunun kinle baktığı surlardır efendim. muhtemelen kinle bakmalarının nedeni, burçlarında bir zamanlar bu zümreye hoş olmayan şeyler yapılmasıdır. bu arada roma imparatorluğu? iber? tamam eyvallah iber roma'nın dı da, o ara türkmen beyliği ne arıyordu lan diyarbekir'de? *
--spoiler--
t: define avcıları tarafından kazılmadık burcu bırakılmayan, buna rağmen hala harikalığını koruyan.
elin latininin istanbul'un göbeğinde bıraktığı camiye çevrilen kiliselerle övünmesini bilen türkçü-turancı gerzek topluluğunun kinle baktığı surlardır efendim. muhtemelen kinle bakmalarının nedeni, burçlarında bir zamanlar bu zümreye hoş olmayan şeyler yapılmasıdır. bu arada roma imparatorluğu? iber? tamam eyvallah iber roma'nın dı da, o ara türkmen beyliği ne arıyordu lan diyarbekir'de? *
--spoiler--
t: define avcıları tarafından kazılmadık burcu bırakılmayan, buna rağmen hala harikalığını koruyan.
unesco listesine girmeye çalışmaktadır desteklenesi kampanya.
http://www.facebook.com/p...06.45373922188&type=1
http://www.facebook.com/p...06.45373922188&type=1
radikal gazetesinin haberine göre, sur üzerindeki süslemeler çeşitli mezopotamya uygarlıklarına ve yakındoğu uygarlıklarına aitmiş. Bunların hangi uygarlıklar olduğunu söyleseler de bizde bilsek. yalan yanlış yorumlanmasa.
http://www.radikal.com.tr...1123668&CategoryID=77
http://www.radikal.com.tr...1123668&CategoryID=77
DiYARBAKIR KALESi:
http://galeri.uludagsozlu...%B1r-surlar%C4%B1-420486/ mardin kapı; giriş kapısı.
http://galeri.uludagsozlu...%B1r-surlar%C4%B1-420491/
http://galeri.uludagsozlu...%B1r-surlar%C4%B1-420487/
http://galeri.uludagsozlu...%B1r-surlar%C4%B1-420488/
http://galeri.uludagsozlu...%B1r-surlar%C4%B1-420490/
http://galeri.uludagsozlu...%B1r-surlar%C4%B1-420492/ evli beden.
(Fotoğraflar kendi çekimim.)
Eski Diyarbakır şehrini kuşatan kale ve surlara Diyarbakır Kalesi diyoruz. Çin Seddinden sonra dünyanın en uzun, en geniş ve sağlam surlarından biri olduğu kabul edilir. Kale, Karacadağ'dan Dicle'ye uzanan geniş bazalt yaylanın doğu ucuna, zeminden yüz metre yüksekliğe kurulmuştur. Kalenin ilk yapılışı kesin olarak bilinmiyor. Fis Kayasına kurulu iç Kalenin, milattan 2.000 yıl kadar önce Hurriler Döneminde kurulduğu sanılıyor. Yazılı belgelere göre milattan sonra 349 yılında Roma imparatoru ikinci Constantinus (Kanstantinus) zamanında şehrin surlarla çevrildiği kalenin onarıldığı biliniyor 367 ve 365 yılları arasında şehrin batı surları yıktırılmış, Urfa Kapısı ve Mardin Kapısına uzanan bölüm yapılmış, altıncı yüzyılda Justinianus zamanında güçlendirilerek genel biçimini almış, daha sonraki yıllarda sürekli onarımlarla genişletilerek günümüze kadar ayakta kalmıştır.
Genel olarak kalkan balığı biçimini andıran Diyarbakır Kalesi, Dış Kale ve iç Kale olarak iki bölümden meydana gelmektedir. Dış Kale surlarının uzunluğu 5 kilometre kadardır Doğu - Batı doğrultusunda 1.700, kuzey - güney doğrultusunda 1.300 metrelik bir alanı kuşatmaktadır. Surların yüksekliği 10-12 metre, kalınlığı 3 - 5 metredir. Surlar üzerinde kuleleri birbirine bağlayan geniş bir yol vardır. Bu yol, 70 santimetre kalınlığında mazgal duvarları ile korunmuştur. Kalenin 81 burcundan en ünlüleri Evli Beden (Ulu Beyden), Yedi Kardeş ve Keçi (Kiçi) burçlarıdır. Burçların içinde koğuşlar, mahzenler, sarnıçlar ve depolar yer almıştır. Dış Kale ile iç Kale surlarında Romalılardan Osmanlılar kadar çeşitli devletlere ait yazıtlar (kitabeler) bulunmaktadır. Bunları şöyle sıralayabiliriz : Latince : Romalılar, 367 375 yılları arası, Yunanca: Bizanslılar, 440 - 528 yılları arası. Arapça yazıtlar : Abbasîler 909, Mervaniler 995 - 1035, Büyük Selçuklular 1088 - 1092, Şam Selçukluları 1093, inallılar 1141, Nişanlılar 11 54 - 11 83, Artuklular 1 1 88 - 1 208, Eyyüplüler 1 236 - 1 237, Akkoyunlular 1149 - 1479. Farsça yazıtlar Osmanlılar Dönemine aittir. 1525 1527 arası tarihlerini taşır. Dış Kalenin kapıları : Kuzeyde Dağ Kapışı (Harput Kapışı), batıda Urfa Kapışı (Rum Kapışı), güneyde Mardin Kapışı (Teli Kapışı), doğuda Yeni Kapı (Su Kapışı, Dicle Kapışı). iç Kalenin kapıları : Fetih Kapışı, Oğrun Kapışı, Saray Ka- pışı, Küpeli Kapış;, Fetih ve Oğrun kapıları dışarıya, Saray ve Küpeli kapıları iç tarata şehre açılır. iç Kale Kanunî Sultan Süleyman zamanında 1524 1526 yılları arasında ikinci bir surla çevrilerek genişletilmiştir. Dış Kale surları içinde cami, medrese, türbe, kilise, han, hamam gibi tarihî eserler yer almaktadır. iç Kale surları içinde iki kilise, Artuklu Sarayı kalıntıları. Viran Kale, sarnıç ve cami bulunmaktadır. http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?p=191588
http://galeri.uludagsozlu...%B1r-surlar%C4%B1-420486/ mardin kapı; giriş kapısı.
http://galeri.uludagsozlu...%B1r-surlar%C4%B1-420491/
http://galeri.uludagsozlu...%B1r-surlar%C4%B1-420487/
http://galeri.uludagsozlu...%B1r-surlar%C4%B1-420488/
http://galeri.uludagsozlu...%B1r-surlar%C4%B1-420490/
http://galeri.uludagsozlu...%B1r-surlar%C4%B1-420492/ evli beden.
(Fotoğraflar kendi çekimim.)
Eski Diyarbakır şehrini kuşatan kale ve surlara Diyarbakır Kalesi diyoruz. Çin Seddinden sonra dünyanın en uzun, en geniş ve sağlam surlarından biri olduğu kabul edilir. Kale, Karacadağ'dan Dicle'ye uzanan geniş bazalt yaylanın doğu ucuna, zeminden yüz metre yüksekliğe kurulmuştur. Kalenin ilk yapılışı kesin olarak bilinmiyor. Fis Kayasına kurulu iç Kalenin, milattan 2.000 yıl kadar önce Hurriler Döneminde kurulduğu sanılıyor. Yazılı belgelere göre milattan sonra 349 yılında Roma imparatoru ikinci Constantinus (Kanstantinus) zamanında şehrin surlarla çevrildiği kalenin onarıldığı biliniyor 367 ve 365 yılları arasında şehrin batı surları yıktırılmış, Urfa Kapısı ve Mardin Kapısına uzanan bölüm yapılmış, altıncı yüzyılda Justinianus zamanında güçlendirilerek genel biçimini almış, daha sonraki yıllarda sürekli onarımlarla genişletilerek günümüze kadar ayakta kalmıştır.
Genel olarak kalkan balığı biçimini andıran Diyarbakır Kalesi, Dış Kale ve iç Kale olarak iki bölümden meydana gelmektedir. Dış Kale surlarının uzunluğu 5 kilometre kadardır Doğu - Batı doğrultusunda 1.700, kuzey - güney doğrultusunda 1.300 metrelik bir alanı kuşatmaktadır. Surların yüksekliği 10-12 metre, kalınlığı 3 - 5 metredir. Surlar üzerinde kuleleri birbirine bağlayan geniş bir yol vardır. Bu yol, 70 santimetre kalınlığında mazgal duvarları ile korunmuştur. Kalenin 81 burcundan en ünlüleri Evli Beden (Ulu Beyden), Yedi Kardeş ve Keçi (Kiçi) burçlarıdır. Burçların içinde koğuşlar, mahzenler, sarnıçlar ve depolar yer almıştır. Dış Kale ile iç Kale surlarında Romalılardan Osmanlılar kadar çeşitli devletlere ait yazıtlar (kitabeler) bulunmaktadır. Bunları şöyle sıralayabiliriz : Latince : Romalılar, 367 375 yılları arası, Yunanca: Bizanslılar, 440 - 528 yılları arası. Arapça yazıtlar : Abbasîler 909, Mervaniler 995 - 1035, Büyük Selçuklular 1088 - 1092, Şam Selçukluları 1093, inallılar 1141, Nişanlılar 11 54 - 11 83, Artuklular 1 1 88 - 1 208, Eyyüplüler 1 236 - 1 237, Akkoyunlular 1149 - 1479. Farsça yazıtlar Osmanlılar Dönemine aittir. 1525 1527 arası tarihlerini taşır. Dış Kalenin kapıları : Kuzeyde Dağ Kapışı (Harput Kapışı), batıda Urfa Kapışı (Rum Kapışı), güneyde Mardin Kapışı (Teli Kapışı), doğuda Yeni Kapı (Su Kapışı, Dicle Kapışı). iç Kalenin kapıları : Fetih Kapışı, Oğrun Kapışı, Saray Ka- pışı, Küpeli Kapış;, Fetih ve Oğrun kapıları dışarıya, Saray ve Küpeli kapıları iç tarata şehre açılır. iç Kale Kanunî Sultan Süleyman zamanında 1524 1526 yılları arasında ikinci bir surla çevrilerek genişletilmiştir. Dış Kale surları içinde cami, medrese, türbe, kilise, han, hamam gibi tarihî eserler yer almaktadır. iç Kale surları içinde iki kilise, Artuklu Sarayı kalıntıları. Viran Kale, sarnıç ve cami bulunmaktadır. http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?p=191588
Guzeldir.
gezilesidir.
Kimi yazarları atmak istediğim surlardır.
Yapımı 5 yıl sürmüş surlardır. Evet.
Bir zamanlar çay içmek, fotoğraf çekmek; güzelliğine, temizliğine, berrakligine bir defa daha şahit olmak için gittiğim yer. Memleketim şimdi onbeş kilometre otemde kayboluyor.
ROZA
Yoldular, soydular, kırıştılar
insanı insanla yıktılar
Aşna fişne iskandiller ağında
Bıçkınları puluçlarla oydular
Adındır, dudağımda asırlık
Esrarına amade yalım
Adındır, terk etmez, sıddık
Vurur yumruğunu
Sadrıma sadrıma
Hücremin başkenti suskunluğun
Gözlerin, yalın kılınç
Gözlerin ıssız, kallavi
Bir benim şimdi
Firari sensizliğin belasında
Bir benim tütsülü
Voltalı ahrazlığa
Şimdi yürek yorgun
Virane, ıssız
Ansızın yaşlanmış bir gecede
Yaşlanmış canına kadar
Orostopolluk
Sırtlanca, sefil
Yığınların tenhasında savrulmuş
Yırtılmış bir hecede
Kursağıma avazın gelmiş
Sevmişem, şahidim dağlar
Sevmişem Allah’ına kadar
Ölünceye dek değil
Ölümden sonra da
Yeşerinceye değin
Tutuşan ellerimiz
Seni yangın bağrımın
Avlusuna gömmüşem
BEJNA
Gözlerin savruk bozkırlar
Gözlerin hoyrat
Ceylansı, afacan
Sevimli taraçalar koylarda
Kalyonlar kanyonlarda
Herkesten sakladığım
Künyeni sayıklar
Gözlerin, gözlerin jiyan
Perçemin pençeler canı
Perçemin perva
Vahim, amansız
Çitlembikler taç olmuş saçlarına
Cimcime sekseklerin
Otağıma volkandır
Fezan; behişt, benefşe
Fezan saflık, insaniyet
Sen bana gürül gürül memleket
Ben sana hep gurbet kalmışım
Biz bizde Diyarbekir
Biz bizken masumiyet
Biz bizsizsek esaret
Bir gün sen de anlarsın
O gün sen de ağlarsın
Rengin nasıl da ateş Bejna
Teninde nehirler ve başaklar
Gülüşün nasıl da mermi
Nasıl da hançer bakışın
Vefakâr boranlara
Harfsiz vasiyetimdir
Kurutunca yokluğun
Beni simana gömsünler
SEVDE
Çifte dikiş gider sabanlar
Fersiz toprağın koynu
Fersiz, yetim, analar
Kuş uçan, kervan geçen
Bostanlar ölgün şimdi
Ölgün Dicle denizi
Ve çakırkeyif buğdaylar
Kahyalar körkandil çeper
Mösyölerde bir kültür
Nankör çıyanlık
Kepenekler mahzun
Bağlamalar öksüz
Kalleşlik mazinin töresine
Şimdi âdet diye bellenen
Hicapsız ikirciklik
Heybesiz bulvarlarda
Cartalı haybeciler salınır
Dümenci dubaralar
Ertekeden nümayiş
imam kayığındayız sürgit
Façalar çiğnedik muttasıl
Erce, âdil, hilesiz
Bundandır kavlimizden kaçışı
Geçmişi tam kınalı
Piyazcı sendikalar
Kaparoz puştlarının
Çifte dikiş gider sabanlar
Cana bir çınar gerek
Yüreğin, yüreğin gibi serin
Derin kuyular içim
Mars olmuş, dumanaltı
Kaybolmuşam, gel artık
Karışsın közlerimiz
Karışsın yeşil…
HiVDA
Kül yutmaz kevaşeler hanında
Hancıyı vurmuş gibi yürek
Şimdi unutulmuş bir marştadır
Mavzerlerde mermiler hazan
Bir umuttur alnımızın çatında
Sevdalanmış sedanda salıncaklar
Ay ışığı kokar derin kuyuların
Gül Hivda… Gülşen Hivda…
Sen bende hür, ben sende parya
Ve keşmekeş; yaralar yaralarda
Babaçkolar rıhtımında bir mavi rüzgar
Aparıyor gönlünü çılgın enginlere
Bozuk çalsa da bozum havamız leyley
Çarkına tükürmüşüz bir kere
Kayarto kopillerin, dalkavuk hırboların
Ne çiçektir biliriz
Kokoz kokorozlar da
Vardakostalar zamazingo
Voliyi vurmuş godoş hırtapozlar kanişi
Hey gidi erlik hey şimdi şinanay
Zartayı çekmiş yiğitler
Mıshıtçı gebeşlerin melun insicamında
Sigortası atmış janti yürekler
Bilenmiş zırzoplara
Puskun, kıvam bekler
Ranzam, zulam, soluk resmin
Saplanır soluğuma
Can Hivda… Canan Hivda…
işte böyle yazıyorum canına
Hatıran mermidir damarımda
Dışarda çılgın bir bahar
içerde hep kış mevsimi
LEYLAN
Ilgım ılgım açar yediverenler
Ambarlarda yeşerir hamal fidan
Görsen her biri bir filinta
Pahabiçilemezdir burada alınteri
Helal ekmeğin verdiği memnuniyet
Emeğin kitabı, işhanlarında yazılır
Komşuluk destandır antik katlarda
Seni namusluca sevmeyi
ilkin buralarda öğrendim
Şırfıntılar sokağında tütün emekçisi
Avuçlar bilirim, ihtiyar, nasırlı
Memleketim gibi ak alınları vardır
Sen hep o küçeden gelirdin canıma
Eserdi terütaze hivbanu nefesin
Arzuhalcim, kadife karanfilim
Daya endamını santimantal bağrıma
Daya da dinle, çaylardan su içer gibi
Can feryad, can figan, can yangın yeri
Bayramlar, matemlere sapmış
Namlu yürek, aşka, sevdaya kıvrılmış
Nasıl, nasıl sevmişem bir sevebilsen
Anlarsın zehir zıkkım geceleri
Anlarsın, netameli oyundur, heba
Vurulur denizin, ırmaklarınca
Kaç dağdır aşılmaz olumuş içim
için için tüter kuyumda bir yara
Birden hüzünlenir bütün avlular
Cümle vadilerde zılgıtın kopar
Derin mutsuzluğun türküsüdür
Eser, eser korkunç albenin
Çekilir sürgüler demir koyaklara
Çekilir hayalimden asi bakışın
Gömülürüm kendime bir başına
Tek başına hırgür sensizliğim
Leylanım, nupelda pervinim
bilal yavuz
Yoldular, soydular, kırıştılar
insanı insanla yıktılar
Aşna fişne iskandiller ağında
Bıçkınları puluçlarla oydular
Adındır, dudağımda asırlık
Esrarına amade yalım
Adındır, terk etmez, sıddık
Vurur yumruğunu
Sadrıma sadrıma
Hücremin başkenti suskunluğun
Gözlerin, yalın kılınç
Gözlerin ıssız, kallavi
Bir benim şimdi
Firari sensizliğin belasında
Bir benim tütsülü
Voltalı ahrazlığa
Şimdi yürek yorgun
Virane, ıssız
Ansızın yaşlanmış bir gecede
Yaşlanmış canına kadar
Orostopolluk
Sırtlanca, sefil
Yığınların tenhasında savrulmuş
Yırtılmış bir hecede
Kursağıma avazın gelmiş
Sevmişem, şahidim dağlar
Sevmişem Allah’ına kadar
Ölünceye dek değil
Ölümden sonra da
Yeşerinceye değin
Tutuşan ellerimiz
Seni yangın bağrımın
Avlusuna gömmüşem
BEJNA
Gözlerin savruk bozkırlar
Gözlerin hoyrat
Ceylansı, afacan
Sevimli taraçalar koylarda
Kalyonlar kanyonlarda
Herkesten sakladığım
Künyeni sayıklar
Gözlerin, gözlerin jiyan
Perçemin pençeler canı
Perçemin perva
Vahim, amansız
Çitlembikler taç olmuş saçlarına
Cimcime sekseklerin
Otağıma volkandır
Fezan; behişt, benefşe
Fezan saflık, insaniyet
Sen bana gürül gürül memleket
Ben sana hep gurbet kalmışım
Biz bizde Diyarbekir
Biz bizken masumiyet
Biz bizsizsek esaret
Bir gün sen de anlarsın
O gün sen de ağlarsın
Rengin nasıl da ateş Bejna
Teninde nehirler ve başaklar
Gülüşün nasıl da mermi
Nasıl da hançer bakışın
Vefakâr boranlara
Harfsiz vasiyetimdir
Kurutunca yokluğun
Beni simana gömsünler
SEVDE
Çifte dikiş gider sabanlar
Fersiz toprağın koynu
Fersiz, yetim, analar
Kuş uçan, kervan geçen
Bostanlar ölgün şimdi
Ölgün Dicle denizi
Ve çakırkeyif buğdaylar
Kahyalar körkandil çeper
Mösyölerde bir kültür
Nankör çıyanlık
Kepenekler mahzun
Bağlamalar öksüz
Kalleşlik mazinin töresine
Şimdi âdet diye bellenen
Hicapsız ikirciklik
Heybesiz bulvarlarda
Cartalı haybeciler salınır
Dümenci dubaralar
Ertekeden nümayiş
imam kayığındayız sürgit
Façalar çiğnedik muttasıl
Erce, âdil, hilesiz
Bundandır kavlimizden kaçışı
Geçmişi tam kınalı
Piyazcı sendikalar
Kaparoz puştlarının
Çifte dikiş gider sabanlar
Cana bir çınar gerek
Yüreğin, yüreğin gibi serin
Derin kuyular içim
Mars olmuş, dumanaltı
Kaybolmuşam, gel artık
Karışsın közlerimiz
Karışsın yeşil…
HiVDA
Kül yutmaz kevaşeler hanında
Hancıyı vurmuş gibi yürek
Şimdi unutulmuş bir marştadır
Mavzerlerde mermiler hazan
Bir umuttur alnımızın çatında
Sevdalanmış sedanda salıncaklar
Ay ışığı kokar derin kuyuların
Gül Hivda… Gülşen Hivda…
Sen bende hür, ben sende parya
Ve keşmekeş; yaralar yaralarda
Babaçkolar rıhtımında bir mavi rüzgar
Aparıyor gönlünü çılgın enginlere
Bozuk çalsa da bozum havamız leyley
Çarkına tükürmüşüz bir kere
Kayarto kopillerin, dalkavuk hırboların
Ne çiçektir biliriz
Kokoz kokorozlar da
Vardakostalar zamazingo
Voliyi vurmuş godoş hırtapozlar kanişi
Hey gidi erlik hey şimdi şinanay
Zartayı çekmiş yiğitler
Mıshıtçı gebeşlerin melun insicamında
Sigortası atmış janti yürekler
Bilenmiş zırzoplara
Puskun, kıvam bekler
Ranzam, zulam, soluk resmin
Saplanır soluğuma
Can Hivda… Canan Hivda…
işte böyle yazıyorum canına
Hatıran mermidir damarımda
Dışarda çılgın bir bahar
içerde hep kış mevsimi
LEYLAN
Ilgım ılgım açar yediverenler
Ambarlarda yeşerir hamal fidan
Görsen her biri bir filinta
Pahabiçilemezdir burada alınteri
Helal ekmeğin verdiği memnuniyet
Emeğin kitabı, işhanlarında yazılır
Komşuluk destandır antik katlarda
Seni namusluca sevmeyi
ilkin buralarda öğrendim
Şırfıntılar sokağında tütün emekçisi
Avuçlar bilirim, ihtiyar, nasırlı
Memleketim gibi ak alınları vardır
Sen hep o küçeden gelirdin canıma
Eserdi terütaze hivbanu nefesin
Arzuhalcim, kadife karanfilim
Daya endamını santimantal bağrıma
Daya da dinle, çaylardan su içer gibi
Can feryad, can figan, can yangın yeri
Bayramlar, matemlere sapmış
Namlu yürek, aşka, sevdaya kıvrılmış
Nasıl, nasıl sevmişem bir sevebilsen
Anlarsın zehir zıkkım geceleri
Anlarsın, netameli oyundur, heba
Vurulur denizin, ırmaklarınca
Kaç dağdır aşılmaz olumuş içim
için için tüter kuyumda bir yara
Birden hüzünlenir bütün avlular
Cümle vadilerde zılgıtın kopar
Derin mutsuzluğun türküsüdür
Eser, eser korkunç albenin
Çekilir sürgüler demir koyaklara
Çekilir hayalimden asi bakışın
Gömülürüm kendime bir başına
Tek başına hırgür sensizliğim
Leylanım, nupelda pervinim
bilal yavuz
Gündemdeki Haberler
güncel Önemli Başlıklar