bugün

Kafka'nın milenaya yazdığı mektupları kapsar.
şu satırlarıyla kahvenizi hızlı tüketmenize sebebiyet verir.
"karşılıklı kapıları olan bir odadayız sanki; ellerimiz kapı tokmaklarında, karşısındakinin bir göz kırpışı berikini kaçırmaya yetiyor; hele biri söz edecek olsa, öteki kapısını kapamış gözden yok olmuştur, biliyorum. açacak kapıyı gene elbet, bu öyle bir oda ki, bırakılamaz belki de. biri ötekine benzemese bu kadar, rahat olsa, ötekine bakmıyormuş gibi davransa ... odayı düzene sokacak yavaş yavaş, herhangi bir odaymış gibi; ama hayır, o da kendi kapısının önünde öteki gibi davranıyor ... kimi vakit ikisi de kapının ardına kaçmışlar ve bu güzel oda bomboş kalıyor."
kafkanın bu sözcüklerini okurken gözünüzün bir yerden ısırdığı 'şey'in aslında yaşamınızın bir parçası olduğunun farkına varmanız olası.
kafka nın milena jesenska'ya yazdığı mektuplardır. orjinal hali şöyledir:
11 Nisan 1920
Sevgili Bayan Milena'ya,
Size önce Prag'dan sonra da Olomouc'dan yazdığım kısacık mektuplarıma kesinlikle cevap beklemiyordum. Sizi ilk gördüğüm andan itibaren aklıma kazıdım. Ama insanoğlu işte unutuyor. Yarım kalmış bir düş gibi aklımdasınız. Önümden geçip gidiyorsunuz. Masalar,sandalyeler,geçtiğimiz yer hatta elbiseniz bile gözümün önünde. Yüzünüzün ayrıntılarını çıkaramıyorum. Kötü bir yarım düş olsa gerek bu. Çok ilginç hem de çok…
17 Nisan 1920
Tüm gece yağan yağmur nihayet durdu. Ama göreceksin nasıl yağıyor. Rahmet işte. Neyse bu yaz su sıkıntısı çekmeyeceğiz gibi, barajlar dolmuş.
24 Nisan 1920
Çok geçmiş olsun Bayan Milena. Havalar bir tuhaf, bir iyi bir kötü. Dikkat etmek lazım,tiril tiril çıkmamak lazım dışarı. Bir nane limon veya Tylolhot(taylot) için kendinize gelirsiniz. Sizden iyi haberler bekleyeceğim.
28 Nisan 1920
iyileştiğinize sevindim Bayan Milena. Sıkılıyorum size böyle hitap etmekten. Devlet dairesinde bir memur edasında konuşmaktan. Yazmayı unutma Milena.
12 Mayıs 1920
Bu akşam tek başıma uzun bir yol yürüdüm. Lanet olsun keşke yürümeseydim. Peşime takılan ayyaşlar mı dersin kovalayan sokak köpekleri mi dersin. Bakma 40 kiloyum ama vurdun mu yere sererim adamı. Deli kuvveti vardır bende.
28 Mayıs 1920
Mektuplarınızın benim üstümdeki etkisini hiç küçümsemeyin Milena. Zaten senden gelip de dayanamayacağım ne olabilir? Yazmaya devam et lütfen Milena. Yaz gız.
16 Haziran 1920
Anladığım kadarı ile ikimiz de çekingen ve ürkek insanlarız. Birbirimize gönderdiğimiz mektuplar o kadar çekingen o kadar korku dolu ki. Artık her haltı yazacağım ben Milena seni bilmem ama ben döküleceğim sana karşı. Öptüm.
24 Temmuz 1920
Geç geldi mektupların. Sana bebişim ve al dudaklım dediğim için kızmışsın. Tamam bir daha demem keçi kılım. Şaka şaka:D
25 Temmuz 1920
Sana biraz geçmişimden bahsedeyim. Babam. Benim yazar olmamın en büyük sebebi maalesef.Keşke başka sebep olsaydı yazar olmama. Onun üzerimde uyguladığı baskı beni bu duruma soktu.Beni her gece hortumla döver, demeyeceğim. Ondan korkmazdım ama hep boyun eğerdim babama. Bu arada mektupta “ Onu sevdiğim doğru ama seni de seviyorum Franz” diye yazmışsın. Bu olmadı işte. Kocanı terketme Milena, beni sevme ne olur??:S
2 Ağustos 1920
Bu arada, bu arkadaşım Max Brod var ya. Şerefsizin önde gideni. Hiç sevmem bu herifi ama yapıştı bana ayrılmıyor götümden afedersin. Yazarım ya benim sayemde çevre edinmek,prim yapmak istiyor pezevenk. Buna 100 Çek Lirası borç verdim hala ödemedi.,tuvalete bile gidilmez bu herifle.
17 Ağustos 1920
Milena aklımdan çıkmamaya başladın. Sürekli gözümün önüne geliyorsun. Sana çok ihtiyacım var inan. Buluşabilirsek şayet yüz yüze gelmemizden önceki son mektuptur. Aylar sonra ilk defa gözlerim bir işe yarayacak seni görerek.
3 Eylül 1920
Niye uzun süre cevap yazmadın Milena? Seni görmem gerek, sana aşığım artık diyorum Milena. Lütfen cevap yaz..
19 Eylül 1920
Cevap yaz artık keçi kılım.. Lütfen Milena bir şey söyle
1 Ekim 1920
Milena artık kocanı terkedebilirsin. Salla o herifi,beni sev Milena. Beni seveceksin bana varmalısın..:(
17 Ekim 1920
Cavap yazsana lan artık kaltak. Bak bende deli kuvveti vardır,adresinizi öğrenirim evinizi basarım. Bir güzel kocanı döver, seni dağa kaldırırım..
21 Ekim 1920
Benim olacaksın Milena benim. Bırakmam senin peşini gavurun kızı.
23 Ekim 1920
Çok özür dilerim Milena çok. Son 4-5 mektubu yazarken içkiliydim. Hiçbir şey hatırlamıyorum. Ne olur affet beni.:( kib teo..

3 Haziran 1924. Kafka öldü.. Ama işgüzar arkadaşı Max Brod bu mektupların hepsini yayınladı.. Lanet olsun sana Max Brod..
93
benim için dünya binlerce ile dolu..
dürüst bir insanım milena. esaretin izin verdiği kadar dürüst. bir şeklimle herkese benzemeyen farklı bir yön var bende. huzur içinde bir dakika bile çok görülmüştür bana. herşeyi savaşarak kazanmak mecburiyetindeyim. sadece geleceğimi değil geçmişimi de kendim yaratmak zorundayım. dünya sağa dönüyorsa bu ritme uymak için benim sola dönmem gerekiyor. palto giymeye üşenirken bu koca dünyayı sırtımda nasıl taşırım ben?.
franz kafka'nın sevgilisi milena jesenska'ya yazdığı mektuplardır. milena'nın kafka'ya gönderdiği mektuplar yakılmış iken,franz kafka'nın milena'ya gönderdiği mektuplar muhafaza edilerek daha sonra kitap haline getirilmiştir.

"..bugün bir viyana haritası gördüm, senin sadece bir odaya ihtiyacın olduğu halde böylesine büyük bir şehrin inşa edilmiş olmasını bir anlığına aklım almadı."

(bkz: briefe an milena)
Bu sıralar okuduğum birkaç kitaptan biridir. Antik Batı Klasikleri'nden çıkmış çeviriyi çok önermemekle birlikte az önce okuduğum şu alıntı beni benden aldı.

"Sustuğum zaman bile konuşmuş olacağım, çünkü şu an bir sözcükten fazla bir şey değilim."
(bkz: Franz Kafka)
ah milena, denize düşmüşüz sanki.
elimizde olmadan oradan oraya sürükleniyoruz.
boğulmuyorsak, bu da kötülük olsun diyedir.
(bkz: sartre a mektuplar)

Sevdicekten ünlü yazara mektuplar silsilesidir. ilk değildir, son olmayacaktır.
beni sana getirecek bir yol bulmuştum, karanlıktan aydınlığa kavuşacaktım. Bu yolu umutla, sevinçle kazmış, kendimden de bir şeyler katmıştım. bir çırpıda yüreğimle açtığım bu yolu kapatmak, ağır ağır dönmek, vazgeçmek zor geliyor biraz, elbet yüreğim sızlar. (...) bak milena, "en çok seni seviyorum" diyorum, ama gerçek sevgi bu değil belki, "sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla" dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki..*
--spoiler--
Milena, milena, milena... Adından başka şey yazamıyorum !.. Yazmalıyım ama bugün şaşkınım, yorgun ve sensizim milena! Yarın da yanımda olmayacaksın! Nasıl bitik olmayayım?.. Hastayım diye altı ay dinlen, günlerini hoş geçir diyorlar bana, oysa bu süre içinde yalnız dört gün bağışlanıyor!.. Bu dört günün salı ve pazarından yalnız bir parça, sabahlarla akşamlar da yok ediliyor üstelik! Tam bir esenliğe kavuşmadımsa suç bende mi, milena..? Sol kulağına fısıldıyorum bunları; Güzel bir yorgunluktan sonra derin bir uykuya dalmışsın. Yoksul bir yataktayız, sağdan sola dönüyorsun ağır ağır, dudaklarımdan yana... Yolculuğum nasıl mı geçti? Anlatayım: istasyon da gazete bulamayınca sokağa fırladım, sevindim buna da, ama yoktun sen, gitmiştin!..iyi dedim, böyle olması gerekirdi! Sonra gene trene döndüm, düzüldük yola, gazeteyi okumaya başladım. Nasıl olması gerekirse, öyleydi her şey... Biraz sonra vazgeçtim okumaktan, sen yoktun artık yanımda... Yanımdaydın elbet, bunu bütün benliğimle duyuyordum, ama birlikte geçirdiğimiz o dört günün yakınlığına benzemiyordu bu. Alışmalıydım bu çeşidine. Gene okumaya başladım: Bahr' ın günlüğünü okuyordum gazetede grein'deki bir yeri anlatıyordu... Bitirdiğimde yazıyı dışarı baktım, ters yöne giden bir vagonun üstünde; Grein yazılıydı! Karşımda oturan biri; Narodni Listy' nin geçen pazar ki sayısını okuyordu. Ruzena Jesenska'nın bir yazısı ilişince gözüme, istedim gazeteyi adamdan, bir göz attım, bıraktım sonra... Beni uğurlarken gördüğüm yüzünü anımsadım da o yüzle oturdum ben de. Unutamayacağım bir doğa olayıydı yüzün istasyonda Milena... Bulutlardan değil, kendiliğinden gölgelenen bir güneştin sanki. Ne söyleyeyim daha?.. Kafam ve ellerim dinlemiyor beni.
--spoiler--
franz kafka nın ünlü kitabıdır.
Turkcesı mılenaya mektuplardır.
Bir sayfasında Kafka'nın "hep bu ak kağıt gözüme batar, ondan karalarım durmadan" dediği harika ötesi kitaptır. Keşke milena'nın yazdıkları yakılmasa da onları da görmüş olsaydık derim.
Gerçekten çok etkileyici ve güzel mektuplardir.

Keşke şimdi de öyle mektuplar yazılsa da böyle şeyler ortaya çıksa.
Ben okurken çok sevmiştim.
"Yanımda yürüyordun Milena. Düşünsene yanımda yürümüştün."
53
"belki önümüzdeki ay prag'a gelebilirim" diyorsun. gelme diye yalvaracağım sana neredeyse. hayır lütfen gelme sonunda dönmek zorunda kalacaksın nasılsa değil mi?

67
sana çok ihtiyacım var inan. buluşabilirsek şayet bu yüz yüze gelmemizden önceki son mektup demektir. aylar sonra ilk defa gözlerim bir işe yarayacak seni görerek.

93
benim için dünya binlerce "belki" ile dolu.

-
gibi gibi gibi.
iç burkan, mektup yazdırma hevesi veren cinsten.
seviyorum.
Milena ya mektubu için:

http://www.eskimeyenkitap.../2013/01/franz-kafka.html
milena ile olan yazışmalarındaki karşılıklı çekingenlik ve ürkekliği bir serzeniş halinde öyle bir yazmıştır ki güzel ya da mükemmel demek anlamsız kalır.

--spoiler--
bir odadayız milena. birbirine bakan iki kapının ardındayız ama ayrı ayrı. biri açacak olsa diğeri hemen ürküp kapıyor kapısını. biri bir söz edecek olsa diğeri açmamak üzere kapatıyor kapıyı. halbuki bu iki kişi ürkeklik olarak birbirlerine bu kadar benzemeseler, biri diğerine hiç aldırış etmese açsa kapıyı çıksa dışarı odayı düzenlese. ama hayır o da en az diğeri kadar ürküyor ve saklanıyor kapısının ardına ve o güzelim oda bomboş kalıyor ortada.
--spoiler--
--spoiler--
mesela neden senin odanda duran, sen sandalyende ya da çalışma masanda otururken, uzanırken ya da uyurken seni bütünüyle gören mutlu bir dolap değilim?neden değilim?

****
yanımda yürüyordun milena.düşünsene, yanımda yürümüştün.

****

--spoiler--
sevgili bayan milena’ya,
size önce prag’dan, ardından da meran’dan yazdığım kısacık mektuplarıma kesinlikle cevap beklemiyordum. umduğum gibi karşılık yazmadınız da sevinmem gerek. sessiz kaldığımız her

2
gün iyi olduğumuzun işaretidir. bu yüzden sevinmem gerek ki, iyi olduğunuzu bildiğim için..
yarım kalmış bir düş gibi. önümden geçip gidiyorsunuz. masalar, sandalyeler, geçtiğimiz yer, hatta elbiseniz bile gözümün önünde. yüzünüzün, ayrıntılarını çıkaramıyorum. kötü bir yarım düş olsa gerek bu. çok ilginç, hem de çok..

3
tüm gece yağan yağmur nihayet durdu. kutlayacağım bunu. kutlama şeklim ise size yazmak. bu amansız yağmurda insanın tek mutluluğu yabancı bir çevrede olması..

4
aklımdan çıkmayan şu hastalığınız.. benim gibi öğüt verme konusunda pek de ümit edilmemesi gerek birinden yine de duymak isterseniz “kendinize iyi bakın. sizi sevenlerin fedakarlığı lazım” bunları da atlatırsınız. sizden iyi haberler bekleyeceğim..
sizden istediğim çevirilerime bir anlık bile uykunuzu feda etmemeniz. daha sonra vicdan azabı çekmek istemem.. kendim için istiyorum. lütfen..

5
gönül ilişkilerimde edindiğim tecrübe erkeklerin daha çok acı çektiği. aslında bu acı karşılıklıdır. kadının çektiği acı gerçektir ama erkeğin acısı fazladır..

6
siz son mektubunuzda geniş yüreklilikle teşekkür etmişsiniz bu uykusuz adama. olayı duyan birisi olsa amma adammış diyecek sanki. ama o adam aslında tembelin biri süt içiyor her gün, besleniyor, kendine bakıyor..
fakat ben ne kadar basitim, keşke görebilseler içimi. anlatabilsem, inanırlar mı?..
uykusuzluk aklıma neler getirdi. anlamsız ve çok laf ettim. bağışlayın beni..

7
anlaşılmaz bir insansınız milena. derdiniz bin parça başkalarını, beni düşünüyorsunuz. uykusuzluk çektiğim için üzülüyorsunuz..

8
sıkılıyorum size böyle hitap etmekten. bayan milena yavan geliyor bu hitap bana. yeni memuriyete atanmış bir katibin konuşması gibi. ama elden bir şey gelmez. yarının ne olacağı belli olmayan bir dünyada biz hastaların dayanakları bunlar olsa gerek. sıksa bile muhtacız bunlara; güçsüzüz biz..

kendiniz için çabalamak. mektuplarınızdan anladığım zaten bunu yapıyordunuz. büyük bir erdem ve güven görüyorum yazılarınızda..

dergilere gönderdiğiniz yazıları niçin bana göndermiyorsunuz? bu bana güvensizlik mi yoksa? hayalimde canlardığım kadına ters düşeceğimi o imajı bozacağımı mı sandınız. bu üzdü beni. size küstüm birazcık iyi de oldu. kalbimdeki küslük size karşı hislerimi belki dengeler..

9
bu akşam tek başıma uzun bir yol yürüdüm. çoğunlukla başkaları ile yürürüm veya yatarım. bu akşam tek oldu. tanrım, keşke burada olsaydınız. burada olmadığınızı söylersem aslında kendime deli demeliyim. o kadar kuvvetli bir şekilde hissediyorum ki burada olduğunu. hayır hayali değil, istediğim anda size dokunabileceğim şekilde buradasınız, yanımdasınız..

11
bekliyorum. içim içime sığmadan. pazar gününe kadar mektup yazar mısınız bana? delilik gibi geliyor bu istekler? tek mektup yetersiz mi? herhalde yeter. ama yine de okumak istiyorum bunları durmadan, nefes almadan. nedir bunun mantığı, ah milena! sevgili öğretmenim!.

12
yani inanmıyorum yazdıklarınıza sevgili milena! beni yalnız ben inandırabilirim galiba. öğretmenler genellikle öğrencilerinin kendilerine vermiş oldukları cevapları yeterli bulmazlar. oysa bir öğrenci öğretmeninin ona öğrettiklerinden daha fazlasını nereden bilebilir ki?.

13
yarın yine yazacağım ama ne olur bir aksilik çıkar da yazamazsam kızmayın bana. nefret etmeyin benden. pazar günkü mektubunu bir daha okudum da gerçekten korkunç bir mektup. keşke sizi ellerimin arasına alabilip gözlerinizin içine bakabilseydim. eminim o zaman böyle bir mektup yazmazdınız..

14
mektuplarınızın benim üstümdeki etkisini hiç küçümsemeyin milena!. bu mektupta da küçük tedirginlikler çok değil aslında. ama mutluluk veren bir acının gerçeği gibi bir şey. zaten senden gelipte dayanamayacağım be olabilir?..
her zaman olmasa da arada sırada ‘sen’ de bana olmaz mı?.

15
üstelik benden mektup alamayınca üzülecek kadar da iyi bir insansınız..

16
anladığım kadarı ile milena ikimiz de çok çekingen ve ürkek kişileriz. birbirimize gönderdiğimiz mektuplar o kadar çekingen o kadar korku dolu ki. cevaplar dersen onlar ayrı bir korku kaynağı ikimize de doğuştan gelmemiş bu özellikler ama ben de huy edinmiş artık.

bir odadayız milena. birbirine bakan iki kapının ardındayız ama ayrı ayrı. biri açacak olsa diğeri hemen ürküp kapıyor kapıyı. halbuki bu iki kişi ürkeklik olarak bu kadar benzemeseler, biri diğerine hiç aldırış etmese açsa kapıyı çıksa dışarı odayı düzenlese. ama hayır o da en az diğeri kadar ürküyor ve saklanıyor kapısının ardına ve o güzelim oda bomboş kalıyor ortada.

ve bu yüzden hep ikimizi üzen yanlış anlamalar oluyor. aslında senin anlamadığını söylediğin o mektuplar sana en yakın olduğum zamanlar yazmış olduklarım oluyor.

17
yeryüzündeki 38 yıllık yolculuğumdan sonra bir dönemeçte sana rastlıyorum ve bu geç gelen hiç beklemediğim karşılaşma sonrasında ne yapacağımı bilmez şaşırıp kalıyorum. içimde fırtınalar kopamıyor, bağıramıyorum, çılgınlıklar yapamıyorum bu yüzden. sadece diz çökmüş oturuyorum ve karşımda duran ayaklarınızı okşuyorum..

18
yine mektubu ilgisiz yerlere saptırıyorum. oysa ben çevirilerinizin güzelliğinden söz açıp övmek istiyordum onları. bu arada ‘bazı’ sözcüğü için bana ne kadar kızsanız haklısınızdır. zaten son zamanlarda en çok yaptığınız iş bu herhalde. hayır sakın yanlış anlamayın bundan şikayetçi olduğum yok. tüm hayatımı sizin karşınızda azarlanan bir öğrenci olarak geçirmek isterdim doğrusu..

sizi arkamdan sürüklediğim için çok üzülüyorum bazen. öykülerimin o pis, karanlık, boğucu sokaklarında dolaştırıp kimbilir ne bitmek tükenmek bilmeyen eziyetlere sokuyorum sizi. belki de hemen çıkamayasınız diye o kadar uzun tümceler kuruyorum hikayelerimde. yoksa iki aya kalmaz bitirip gidiverirdiniz öyle değil mi?.

19
balkonda aç bir serçe duruyor ben de ekmek kırıntılarını odanın içine bırakıyorum. aç olduğu halde, yaşamak için buna ihtiyaç olduğu halde tedirgin bekliyor. çünkü içerisi onun için bilinmeyen karanlık bir yer. ekmek onu kendisine çekiyor o da odanın içinde sayılır herşeyiyle bunu istiyor. sonra silkinip kendine geliyor ve kaçıp gidiyor. biliyorum kıpırdayıp korkutmasaydım onu korkup kaçmayacaktı oradan. gelip ihtiyacı olan ekmeği alıp gidecekti..

21
hastalığından da bahsediyorsun mektupta. belki yatmak iyi gelebilir. bir ay önce daha iyi bir insandım galiba en azından hasta olduğunu biliyor bunun için üzülüyordum. oysa şimdi yalnız kendi hastalığımın peşine düşmüşüm. ama bu da sen değil misin sanki?.

23
geç geldi mektupların. sana ‘yavrucuğum’ dediğim için kızıyorsun yine bana haklısın..
şakayı severim ama hepsinin altında birşeyler ararım. dünkü mektubunda ne kadar çok kullanmışsın ‘ve’ kelimesini. belki de bir aşağılama vardır bunda kimbilir?.

25
milena sen şimdi yüreğime aklıma bütün varlığımı büyüleyen o sesinle çağırıyorsun beni yanına. ama aslında beni tanımıyorsun bile. birkaç mektup başkalarının birkaç güzel sözü aldatıyor olabilir hala seni. belki de bütün bu söylenenlere aldanmayıp foyamı ortaya çıkarmak için çağırıyorsun beni. başını döndüren şeyler beni görünce kaybolacak biliyorum. bundan korkuyorum..

26
bütün bu olanlar perişan ediyor beni. çevremdeki herşey darmadağın oluyor sonra yeniden bir araya geliyor. sonra başımın çaresine bakmak zorunda kalıyorum. aslında yakınmamın sebebi güneşi görmek istemeyişim, hayata geri dönmekten korkmam.

sen benim için saf, el değmemiş bir genç kızsın milena. senin gibi tertemiz, eldeğmemiş bir beyazlığı olan biriyle hiç karşılaşmadım ben. böyle birine dokunabilmek büyük bir cesaret işi. bu kirli, korkak, kararsız, soğuk eli nasıl uzatırım sana..

27
kapana sıkışmışım gibi bir hisle yatakta yatıyordum bütün gün. durmadan seni kendimden uzaklaştıracak bir şeyler arayıp durdum. kendi kendime kızdım devamlı..

28
çılgınca bir korkunun tutsağıyım milena. anlıyor musun korkuyorum? bu koca satranç oyununda yerim yok benim zaten. ilgimi çekmiyor ben bütün dikkatimi kraliçeye vermişim. gözlerim yalnız onu görüyor. şahın yerinde olmak için bütün uğraşmalarım. bunların gerçekten olmasını istiyorsam artık başka türlü davranmam gerektiğini de biliyorum. bu yüzden viyana’da kalma artık demem senden daha çok benimle ilgili hele şu an söylediklerim isteklerin en masumu en arınmışı belki de. mutluluğun ta kendisi o..

29
mektuplarını tüylerini kabartıp tetikte bekleyen bir kedinin dikkati ile okuyorum..

30
evet milena işte viyana’da bir postahanede oturmuş kahve içiyorum şu an. geldim milena. buna hala inanmıyorum. rüya görüyorum sanki şu an.. bugün senin sevdiğin yerleri gezeceğim.

(viyana’da buluştuktan sonra prag’dan yazılan mektuplar)

31
her tarafa ‘milena’ yazdım yazmayı bildiğim tek kelime bu ve ben büyük bir coşku ile bunu herkese göstermek istiyorum. hasta olduğum için “6 ay boyunca dinlen, günlerini boş geçirmeye bak” diyorlar. oysa bu altı ayın sadece 4 günü izin veriyorlar mutluluğa. hala hastaysam suç bende mi peki?

32
yolculuğumdan bahsedeyim istiyorsan biraz: gazete alma bahanesi ile istasyondan sokağa fırladım. ama sen çoktan gitmiştin. buna fazla üzülmedim. çünkü doğru olan da buydu.. istasyonda bana bakan yüzünü düşündüm. unutamayacağım bir doğa olayıydı bu.

33
bütün bu başımdan geçenlerde iyilik meleğim milena’nın hep yanıbaşımda olduğunu biliyorum. hep böyle yanımda ol ne olur?.

34
saat gecenin biri ama sana bütün gün tek kelime yazmamış olmam beni rahatsız ediyor. uyuyamıyorum bir türlü bu düşünce ile..

35
seni kaybetmekten o kadar çok korkuyorum ki milena. bazen düşünüyorum da eğer gerçekten insanlar mutluluktan ölebilselerdi benim çoktan ölmüş olmam gerekecekti. ama ben aksine mutluluk sayesinde tekrar hayata döndüm..

36
bu gecede sana mutlu uykular dilerken herşeyimi sana veriyorum bir solukta! benim mutluluğum sende erimektedir..

bence istediğin zaman yalnız kalabilmek mutluluğun en önemli nedenlerinden biridir..

37
kocanın dostu sayılmam. yalnız ona içsel bir bağla bağlı olduğumu biliyorum. o benim için sadece bir ‘tanıdık’ da değil bu yüzden. hele sen bence onu aldatmış sayılmazsın, seviyorsun da onu. ne dersen de sen bunun adına. eğer bir gün seninle birleşeceksem emin ol bu onun olmadığı başka bir ortamda olacaktır..

ben de senin gibi bu işin sonunu düşünmemiz gerektiğini düşünüyorum. hele daha herşeyin bu kadar başındayken. yalnız olsaydım eminim sonunu düşünürdüm hemen ama artık sen varsın yanımda..

38
bundan önce sana yazmış olduğum o saçmalıkları yırt ve at lütfen asıl bundan sonra olacak ne olacaksa gerçeği daha iyi görebiliyorum. şimdi yalnız bir şey var ki beni tedirgin eden o büyük korkularımı, korkunç ızdıraplarımı, pusuda bekleten o da kocana karşı olan sevgin..

39
bugün senden bir mektup gelmesi çok mutlu ederdi herhalde beni. insanoğlu elindeki hiçbir şeyin değerini bilmeyen bir kapitalist bence..

41
viyana’dan bu yana ilk defa bu kadar yorgunum. bugün seni büyük koltuğa oturtacağım ve karşına geçip susacağım. mutluluğumu kelimelere dökebilir miyim ki? elime, gözüme, yüreğime burada olmanın mutluluğunu nasıl anlatayım? oysa ben yalnızca senin bana söylediğin yaşamı seviyorum..

43
mektubuna yazmış olduğun bir cümlenin bütün kelimelerini defalarca okuyorum: “onu sevdiğim doğru ama seni de seviyorum f.” evet belki de böyle olmasaydı sen milena olamazdın ve sen olmasan kimbilir ben ne olurdum? bu gerçeği prag’da söylemeyip viyana’dan yazman da iyi olmuş. belki de yaptığın şeyleri senden daha iyi anlayabiliyorum milena..

45
yalvarırım sana milena benim için kötü şeyler düşünme. seni her zaman elimde tutmak için her yola başvuruyorum. kıskançlığı da deniyorum aptallık bu biliyorum ama söz veriyorum sana bundan sonra bir daha olmayacak..

46
seninle buluştuğumuz günler geldi aklıma. bak nasıl adlar taktım onlara, ilk gün en güvensiz geçendi. ikinci gün, fazlası ile güvenliydi. üçüncü gün, pişmanlık hakimdi en güzel gün ise dördüncü gündü..

47
iyi olmam için gereken tek şeyi beni severek zaten yapıyorsun milena..

48
kısaca şunu söylemek istiyorum milena: etrafındakilerin o ulaşılmaz zekilikleri ile hayvanca sersemliklerine karşı senin haklı olduğuna inanmamış olsaydım bu kadar ilgilenebilir miydim seninle? koskoca okyanusların dibindeki bir avuç toprak o baskıya nasıl dayanıyorsa sen de öyle dayanmalısın milena. bugüne kadar insanlara tahammül edebileceğimi, yeryüzü ile başa çıkabileceğimi düşünmezdim hiç. ama sen şunu öğrettin bana dayanılmaz olan aslında yaşam değilmiş..

50
benim durumum.. gücümü ve duygularımı böylesine harcayıp sonuçta ölmemem!.

51
aslında başından geçenler değil önemli olan. önemli olan sensin yalnızca..

52
buna şaşırmıyorum ama senin herşeyinle kocana ait olup sadece benim de olabilme gibi bir ihtimalin olmasını anlayamıyorum.

en şaşırtıcı olan bana gelme isteğin. yanıma inersen kör olursun, batarsın dibe, sen başını dik tutmak için çırpınacaksın. gücünü sonuna kadar kullanıp parçalanırsın ve yok olursun. benim olduğum yerde ne mutluluk ne de iyilik var. oraya bırakılmışım ve senin yurdunun savaş öncesi bunaklarına dönmüşüm.

53
“belki önümüzdeki ay prag’a gelebilirim” diyorsun. gelme diye yalvaracağım sana neredeyse. hayır lütfen gelme sonunda dönmek zorunda kalacaksın nasılsa değil mi?.

54
yarım saate yakındır gönderdiğin iki mektupla kartını gülerek okuyorum. hangi kral mutlu olmuş benim kadar acaba..

her zaman haklısın zaten sen. ne olur benim haksızlığımı paylaş biraz benimle..

55
sorduğun soruyu mektupla cevaplamak imkansız milena. seni sevip sevmediğimin karşılığını bile bulmuş değilim hala. bu yakında buluşursak cevabını yüzüne karşı söyleyebilirim. yalvarırım. milena, viyana’ya çağırma beni. oraya geleceğim ama bununla ilgili olarak söylediğin her şey yüreğimi yakıyor. bu istediğin olamaz.

demek sana çiçek gönderdiler ve sen de onu odana koydun üzüldüm doğrusu buna. odandaki bir eşya olsaydım o çiçekler çıkana kadar bir daha girmezdim o odaya. herşeyin çok uzakta olması huzursuz ediyor beni. oysa sanki kapının tokmağına uzanacakmışım gibi yakında hissediyorum kendimi. bu çiçekler niye bu kadar sevindirdi seni? aynı çiçeklerin yeryüzündeki binlerce eşi de sevindiriyor mu seni? ama bu soruların cevabı yalnız yüz yüze verilebilir..

56
kıskançlık yapmamayı başarabiliyorum ama kıskançlığın yersiz bir duygu olduğuna anlam veremiyorum bir türlü..

paris’e gitmeyi düşünüyor musun hala? ne kadar kalacaksın? her zaman düşündüğün sürenin yarısını söyleki fazla üzülmeyeyim..

57
bugün göndermiş olduğun mektup çok sevinçli, çok içten bir mektup. hiçbir kelimesi onu kurtarıcı olmaktan çıkaramıyor gözümden. kurtarıcı milena karşında duran bu insanı yalnızca varolmakla kurtarabiliyorsun. birini boğulmaktan kurtarmak önemli bir olaydır. ama sonra o insana yüzme öğretmek neye yarar ki? başından atmak için seçilen bir yol değil midir? devamlı varolduğunu bilmek daha güvenli olur o insan için..

58
gelemem milena çünkü yalan söyleyemem. iki sebepten yalan söyleyebilirim biri korkudan diğeri çaresizlikten. hiç gözümü kırpmadan söylerim yalanı bu durumlarda. çaresiz kalırsam izin bile istemeden basıp gidebilirim. ama sadece mutlu olmak için yalan söyleyemem bunu biliyorum..

biliyorum fazla güçlü ve cesur biri değilim yazmayı da beceremiyorum üstelik. biliyorsun ki kalbi olan insan yazı yazamaz. benden uzaklaşırsan milena benim de kalbim duruverir..

59
yeryüzünün tüm bu uğultusuna rağmen bir ses duyuyorum yalnız. kendi sesimi, yine çok güzel bir yazı yazmışsın okudukça içimi bir sıcaklık sardı..

61
durmadan birbirimize aynı soruları sorup duruyoruz. ben “hasta mısın?” diye soruyorum sen cevap yazıyorsun hastalığımın durumunu soruyorsun. “ölmek istiyorum” diyorum bir bakıyorum sen de aynı şeyi istiyorsun. bunu yine söylemk istiyorum ki bütün ama bütün istediğim yanında olabilmek ve sen de bunu istiyorsun. yeter artık! yeter!.

62
mektuplarınla nasıl etkileniyorum bilemezsin milena ama son zamanlarda birşeyler olduğunu hissediyorum. örneğin mektuplarında çok anılara dalmaya başladın. hüzünlüsün nedenini bile bilmiyorsun, birden bire buluşmamızı istiyorsun. bunlar canımı sıkıyor rahat olamıyorum bir türlü. ama yine de aynı özlemi koruyorum. sustuğun için isteyerek ya da istemeyerek bir şeyler sakladığın için uzaklaşacağım yerde artıyor sana olan özlemim. işte bu kadar güçlüsün milena, sana nasıl güvendiğimi anla. bir şeyler gizliyorsan mutlaka mutlaka gizlenmesi gerektiği içindir buna hiç şüphem yok.

63
bütün bu olanlara karşı rahat olabilmemde senin olağanüstü kimseyi üzmeme huyunun da büyük etkisi var. bunu acıdığın için değil beceremediğin için yapıyorsun üstelik..

64
günlerim güzel geçemiyor burada. artık tek başıma olmak da mutlu etmemeye başladı beni. bu yüzden bizimkilerin yanına taşındım. belki de beni mutlu eden istediğim zaman gidebileceğim iki evimin olmasıydı. anlayabildin mi? çünkü ben anlayamıyorum da..

65
ben şunun için mutluyum. bütün insanların iyi olduğuna kafamla, kalbimle inanırım. ama vücudum inanmaz buna nedense. korkar o kaçar hemen.

dün yine bir mektup daha yırttım mutsuzluğun kaynağı benim herhalde. senin için bunu söylemekten çekinmene hiç gerek yok inan..

66
hastalığımı önemsemiyordum. ilk zaman gitmiş olsaydım doktora? belki hiçbir şey değişmezdi. gerçi beni buna zorlayacak beni merak eden birisi yoktu. ama bugün senin için üzülen biri var: yalvarırım milena doktora git!.

67
sana çok ihtiyacım var inan. buluşabilirsek şayet bu yüz yüze gelmemizden önceki son mektup demektir. aylar sonra ilk defa gözlerim bir işe yarayacak seni görerek..

68
bana çok ağır bir suçlaman var mektubunda. “sen sadece sana lazım olduğu zaman gelmeyi bilirsin” diyorsun. doğru yanları olabilir bunun. sonra “hoşçakal frank. o işe yaramaz telgrafı çekmenin bir anlamı kalmadı artık, o yüzden çekmeyeceğim” diyerek beni iyice hayal kırıklığına uğratıyorsun. ilk cümlen neyse ama ikincisini kabul edemem milena..

71
tabii ki bu yolculuğa çıkabilirim ama bir yalan söylemem gerek ve ben yalana sığınmak istemiyorum. bunu da gururumdan değil korkaklığımdan yapamıyorum. yalanı en sona saklamak istiyorum her zaman. bu umuda sımsıkı sarılmış o yalanı söyleyeceğim günü bekliyorum. bu yüzden buluşursak ortaya çıkacak güzelliklerden, sevinçlerden bahsedip te işkence etme bana ne olur milena..

72
bana iyi ve sabırlı olduğumu söylemişsin kendimi, iyi hissettim doğrusu ama bu sadece bir kağıt parçası sevgiyle uzanmış bir elin yerini tutmuyor hiçbir zaman..

73
bir şeyler olacağını biliyordum bu mektupta bunu pırıl pırıl bakan gözlerinden okuyordum. uzun zamandır bekliyordum aslında. bütün günü kapalı perdeli arkasından uyuyarak, canı sıkılarak geçiren biri perdeyi açtığında karanlığı görünce nasıl şaşırmazsa ben de öyle şaşırmadım.

76
bugün hikayeler anlatamayacağım sana kafamın içi adeta bir tren istasyonu. bir sürü tren var bazıları kalkıp gidiyor bazıları yeni geliyor gümrük işlemleri, pasaport işlemleri yapılıyor. vizemi soruyorlar bu sefer herşeyim tamam olduğu için rahatlıkla gösteriyorum vizemi. onlar da çıkabilirsiniz diyorlar. “açın artık şu kapıları! acele edin lütfen. çünkü milena bekliyor” diyorum. onlar da özür dileyip açıyorlar kapıları ardına dek..

doğum gününü senin sevdiğin yerleri gezerek kutlasam nasıl olur?

kitabın sonunda “yazdıklarımı beğendiniz mi? eğer beğendiyseniz sevinirim ama tebrik için öptürmem kendimi kimseye” diyorsunuz ve yok oluyorsunuz sanki..

77
bence büyük bir hata yapıyorsun. hep aynı şeyi yaparak sıradanlaşan şey bunu yapamayana büyük bir özgürlük gibi görünür. buna ölüme imrenmek denir..

78
kendini ne kadar az üzersen ben de o kadar az üzülürüm milena. seni görmek istemeyeceğimi sana yazmaktan sıkılacağımı nasıl geçirirsin aklından? hele seni bir kere de olsa görmüş olmaktan sonra!.

79
ama en önemlisi, senin “hiçbir zaman olmayacak” demen. o zaman sadece bu anı yaşayalım. dünyanın üstüne kurulduğu bu gerçek dimdik ayakta kanlı canlı duruyor ellerimizin arasında.. bu aldatma büyük üzüntülere karşı büyük de mutluluklar vermiyor mu sanki benim sonsuz bağlılığımın yanında birkaç masum aldatmanın sözü mü olur?.

80
benden korkup kaçman olmayacak bir şey değil. sanki ayağımdaki ağırlıklar yüzünden dibe doğru hızla batıyorum. bir işe yaramayacağımı bildiğinden elini uzatma imkanı olsa bile uzatmayacaklar. bu sözleri sana değil boş bir kafa ile görebildiğim gölgene söylüyorum..

81
ne olur milena, seni bu yeryüzünde umutsuzluğa düşürüyorsam ne olur tiksinme benden. bu dileğimi kime ilettiğimi de bilmiyorum. sadece yalvarıyorum...

82
“benimsin” sözünden daha değişik bir sözcük söylemeni beklerdim senden. bu sözcük sevgiden çok geceyi, yakınlığı çağrıştırıyor. doğru büyük bir yalandı ve ben sırf kendimi aklamak için katılmıştım o yalana..

83
yarı ciddi, yarı şaka, yarı umursamaz bir tavırla prag’da iken seni hiç aldatıp aldatmadığımı soruyorsun. benim yazdıklarımı umursamayarak bu soruyu sorabildin milena. bunu sorman yetmiyormuş gibi ben de seni cevaplayıp “hayır” demiştim. birbirini bu kadar zor gören iki insan bunları mı konuşur?.

86
bilinmeyen bir şeye karşı duyulan korku ile kaplıydı yüreğim. kesin değildi çünkü benim gücümü aşıyordu. mektuplarını hep bir kez okumuştum bugüne kadar ikinciyi göze alamamıştım. bu olağanüstü halde yaşamanın doğru olduğunu bilmeyiz ve her zaman gevşetmeye çalışırız onu biraz daha. düşünmeyen bir hayvan gibi can çekişerek kendimizi kurtarmaya çalışırız her zaman. mektuplarında susarak yalvarıyorsun sen milena. bana yönelmiş oldukları için yakalamak istiyorum onları. yanıldığımı da hiç zannetmiyorum..

87
hergün yazışmamızın iyi olacağını daha iyi anladım. sen bunu benden önce anlamıştın. hergün mektuplaşmak insanı güçsüzleştiriyor. istiyorsan yazma bana ama lütfen bunun sebebi hastalık olmasın..

88
dürüstçe açıklamalar yaptığın halde bu mektubunda en az diğerleri kadar mutsuz, fazlası ile içine kapanık ve bencil biri olduğum için yanıldığımı düşünüyorum..

89
ah milena sanki denize düşmüş oradan oraya sürüklenip duruyoruz. ne olursun yanlış anlama beni. ama senden uzaktayım durumum fena sayılmaz, içime kapanık biriyim, çevremde konuşacak biri yok bu yüzden sana içimi döküyorum. yaptığım doğru değil belki ama kendimi tutamıyorum bir türlü. sonra yazdıklarıma bakıyorum şaşırıyorum aklım başıma geliyor..

90
herhalde seni kaybedersem robinson gibi biri olurum. hatta ondan daha fazla robinson olurdum çünkü en azından onun bir adası ve cuma’sı vardı. yine onu o adadan kurtarıp bütün başından geçenleri düşe çeviren bir gemisi de vardı.

“ya hep ya hiç” sözü ne kadar büyük bir söz. sen de ya benimsin ya değilsin. benimsen eğer hiç mesele yok herşey yolunda demektir. ama benim değilsen hiçbir şey yok demektir. farkındayım bir insana böylesine bağlanmak bayalığın da ötesi bir şey işte bu yüzden aklıma bu düşünce geldiğinde durmadan bir korku çöküyor yüreğime..

91
artık gözlerine bakınca eskisi gibi avunamıyorum. güneşe dayanamıyorum artık milena geri dönmeliyim, geri dönmeliyim. yolunu kaybetmiş bir hayvan gibi gücümün yettiğince kaçıyorum. ama onu da gittiğim yere götürebilir miyim diye düşünerek kaçıyorum. o belki gittiğim karanlıkları aydınlığa çevirebilir..

neler olduğunu sen de benim gibi bir türlü tam anlamıyorsun. büyük bir coşku ile karşılaşınca delirecek kadar ürperiyorum. bir şey istiyorum, gürültüden, kalabalıktan uzak karanlığımda kendi başıma kalmak. bir yerlere gizlenmek istiyorum bu isteğim ardından gitmek istiyorum..
bendeki bu coşku bir yanardağın patlaması gibi olduğundan elbet dinecek bir gün. ama bu coşkuyu oluşturan güçleri içimde taşıdığımı bilmek çok korkutuyor beni. zaten yaşamım korkulara bağlı beni vareden bu korkular onlar yoklolursa ben de yok olurum. benim böyle olduğumu sen de biliyorsun, hatta böyle olmasaydım benimle bu kadar ilgilenir miydin? patlamalar şu an bitmek üzere aslında mutlu olmam gerekiyor ama bunların her zaman olacağını bilmek korkutuyor beni..

gözüm açıldı artık milena, ama “beni bırakma” diyen yakarışmalarımı düşünüp de acı çekmene gerek yok. bu konuda senin ateşin hala bütün gücü ile aydınlatmakta yüreğimi. o yüzden düşüncelerimde değişen bir şey yok. ancak bu durumun ne senin için ne benim için kötü bir durum. çünkü söylenmesi gereken en küçük doğru söz ilk söylendiğinde beni yıkmaya tepetaklak yuvarlamaya yeterlidir..

92
korkabilirsin diyorum çünkü senin tanıdığın o adam yok artık hiçbir zaman da olmadı zaten. sadece ikiye ayrılmak üzere olan bir adam var. birgün birlikte yaşarsak milena o viyana’da gördüğün adam çıkıverebilir her an ortaya. yine de çok derinlerde kendisini herkesten saklayan biri vardır. benim bile doğru dürüst tanımadığım güçlü her zaman oydu aslında, elindeki iplerle beni oynatan. neden hiç çıkarmaz ki kendini ortaya?

yeryüzünde tam olarak bildiğimiz şeyler çok azdır ama şunu iyi biliyoruz ki ikimizde: “biz hiçbir zaman birlikte olamayacağız” yarın yataktan kalkamaycağımı bildiğim gibi. bu kalkma işi insan iradesinin de üstüne çıkıyor galiba..

hesapladığımdan daha önce göreceğiz galiba birbirimizi. ama yine de hiçbir zaman birlikte olamayacağımızı düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi. “önce” ile “hiçbir zaman” birbirinin aynı olan kelimelerdir.

iki saat boyunca sedirde uzanmış seni düşünüyordum. şunu iyi bil ki milena biz yanyana gelmiş benim yere yığılmış varlığımı izliyoruz ama senin yanında duran ben cansızım artık.
artık sonbahar da oyun oynuyor benimle. zaman zaman kuşkuya düşecek kadar yanıyor yine kuşkuya düşecek kadar üşüyorum..

93
benim için dünya binlerce “belki” ile dolu..

94
dürüst bir insanım milena. esaretin izin verdiği kadar dürüst. bir şeklimle herkese benzemeyen farklı bir yön var bende. huzur içinde bir dakika bile çok görülmüştür bana. herşeyi savaşarak kazanmak mecburiyetindeyim. sadece geleceğimi değil geçmişimi de kendim yaratmak zorundayım. dünya sağa dönüyorsa bu ritme uymak için benim sola dönmem gerekiyor. palto giymeye üşenirken bu koca dünyayı sırtımda nasıl taşırım ben?.

95
senin istediğin şey zaten dinlemek ve huzurlu olmak. seni rahatsız etmediğime nasıl inandırırım kendimi? biliyorum ki yazdığım mektuplar üzüyor seni karşı koyamıyorsun bu hüzne sende yaşamak için tek çıkar yol susmak. bu uykularımızı daha saf daha çocuksu yapardı. ama üzüntüyü de gece gündüz her zaman taşımak da katlanılır şey değil doğrusu..

96
bu son mektubum artık postaya uğramama gerek kalmadı.. ayrılmadığımız için vedalaşmıyorum milena. –toprak beni içine çekerse o başka- ama bunu başaramayacak çünkü sen varsın..

99
mektup yazmanın o içimi ürperten büyüsü başladı gene. böyle olacağını hiç ummuyordum ama mektup yazmayacağım artık. ah sevgili milena benim uykusuzluğum sizinkine benzemez. yalvarırım size ne olur yazmayın artık bana..

102
herşeye rağmen sana selamlarımı gönderiyorum. kapının önüne yığılı verseler dahi ne çıkar daha da güçlenirler belki...

kaynak : http://www.franzkafkatr.c...a-milenaya-mektuplar.html
Milena 24, kafka 38 yaşındaydı...

Kitap hakkında detaylı bilgi ve yorumlar için; http://aylakmadame.blogsp...ektuplar-franz-kafka.html
--spoiler--
Hayat iki seçenek çıkarır insanın önüne: Ya yazgısını sırtlanacak, evet deyip, yaşamını ona göre düzenleyecek, yazgısına kucak açacak, üstünlük ve sakıncalarını kabullenecek, mutluluk ve mutsuzluklarına içtenlikle, pazarlığa çıkmadan, bir yüce kalplilik ve alçakgönüllülükle alıp bağrına basacaktır. Öbür seçenek yazgısını aramaktır; ne var ki, aramakla yalnızca güç, zaman, hayal, yerinde ve olumlu körlük, içgüdü kaybedilmez, kendi değerini de elden çıkarır insan. Yoksullaşır giderek; ele geçen şey, elde var olandan her zaman için daha kötüdür. Hem inanç gereklidir aramak için, inanç için de belki yaşamanın gerektirdiğinden daha fazla güç.
--spoiler--
ilk okunduğunda bir şeyler eksik diyorsun, sanki başladık ya bitirelim dercesine devam ediyorsun. canın sıkılınca tekrar eline alıyorsun, bu sefer sayfa numaralarını takip etmeksizin altını çizdiğin yerlere bakıyorsun. ne zaman ki aşkla ilgili canın sıkılsa, böyle nedensiz içsel huzursuzluklar baş gösterse, tekrar alıyorsun eline. ve tekrar başlıyorsun kurcalamaya, imreniyorsun her bir ifadeye. yani zamanla seviyorsun bu kafka eserini. ya da bende öyle oldu.

'sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla' dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki.
Franz Kafka'nın -tahminen- 1939 yılında Milena Jesenska'ya yazdığı mektuplardır.

"milena sen şimdi yüreğime aklıma bütün varlığımı büyüleyen o sesinle çağırıyorsun beni yanına. ama aslında beni tanımıyorsun bile. birkaç mektup başkalarının birkaç güzel sözü aldatıyor olabilir hala seni. belki de bütün bu söylenenlere aldanmayıp foyamı ortaya çıkarmak için çağırıyorsun beni. başını döndüren şeyler beni görünce kaybolacak biliyorum. bundan korkuyorum."

"sen benim için saf, el değmemiş bir genç kızsın milena. senin gibi tertemiz, eldeğmemiş bir beyazlığı olan biriyle hiç karşılaşmadım ben. böyle birine dokunabilmek büyük bir cesaret işi. bu kirli, korkak, kararsız, soğuk eli nasıl uzatırım sana."

"seni kaybetmekten o kadar çok korkuyorum ki milena. bazen düşünüyorum da eğer gerçekten insanlar mutluluktan ölebilselerdi benim çoktan ölmüş olmam gerekecekti. ama ben aksine mutluluk sayesinde tekrar hayata döndüm."
"tüm gece yağan yağmur nihayet durdu. kutlayacağım bunu. kutlama şeklim ise size yazmak. bu amansız yağmurda insanın tek mutluluğu yabancı bir çevrede olması.."

bir sevgiliye siz diye hitap etmek? işte asil sevgi.
tesadüfen karşılaştığım ama ne zamandır aklımda olan eserdir, neyse maç bitsin can alacak gibi gözüküyor ama bakalım.