bugün

sözlükçülerin ateist olma hikayeleri

Bir günde bir ayda ya da bir yılda olan bir şey değil de bir süreçti benimki. Ortaokul yıllarında başladı, çok tatlı bir din hocamız vardı. kadınla derste sürekli tartışırdık. Eleştirel sorular sorardım. Ve o da klişeleşmiş cevaplar da verse çok sakin bir insandı ve ses tonunu seviyordum. okumam için hikayeleştirilmiş resimli din kitapları verirdi bana. Güzellerdi böyle parlak sayfalı, cafcaflı. Muhammedin hayatını, dönemi, yapılan savaşları vb anlatan kitaplar. Baya bir şey okudum o yıllar. En son kuranı verdi. Bitiremedim ama ortalarına geldim.
Sonra lise yıllarında kendim okumaya başladım. Bu sefer felsefeye ağırlık verdim. Din küçük, küçücük bir dünya. Ufku geliştirmenin ilk yolu felsefe. jostein gaarderla başladım ve tüm kitaplarını okudum. Öyle böyle değil adam müthiş yazıyor. Ama düşündürme açısından benim açımdan en tatmin edicisi iskambil kağıtlarının esrarı ve sophie nin dünyası oldu.
Daha sonra kuantum fiziğiyle ve tasavvufla ilgilenmeye başladım. Evet gerçekten de bu ikisini kıyaslayarak yol alıyordum ve doğru ya da yanlış ufkumu açan bir çok şey keşfettim. Belgeseller izledim, notlar aldım. Hatta tamamen felsefi düşüncelerimden oluşan bir defter bile tuttum.
Sonra tekrar dini incelemeye döndüm. Ama bu sefer hıristiyanlık ve yahudilikle hatta şamanizm ve çok tanrılı dinlerle hepsini birbiriyle eşleştirerek, hikayelerini okuyarak.

Sonra fantastik epik ve bilimkurgu romanlar okudum. Ve farkettim ki zeki ve kalemi iyi olan bir yazarın elinden çıkarsa her şey yeterince inandırıcı olabilir. En ütopiğinden bir hikaye bile.
Ve bu süreç sonunda dinlerin aslında zekice yazılmış ve hepsi birbirinden arak tarihi kurgular olduğunu anladım. Artık deisttim.

inandığım yaratıcıyla olan hesaplaşmam daha uzun ve sancılı bir süreçti. Onu inkar edecek gücü kendimde bulamadım bir süre. Çünkü bunu bir kere ve inanarak yaptığınızda, evrende yapayalnız kalırsınız. Sığınacak, dileyecek, güvenecek, anlatacak, dua edecek hiçbir şeyiniz kalmaz. Ölüm sonrası kalmaz. Anı yaşamak zorundasınızdır çünkü sonrası yoktur. Zor ve acı anlarda sadece siz varsınızdır.
Bu belki de bir insanın yaşayabileceği en zor şeydir. Bunu yapmak için çok ama çok sağlam bir psikoloji gerekir. Metanet ve güç gerekir. Gerçekçi olmak ve gözünüze indirdiğiniz, inandığınız ve inanmak istediğiniz her şeyi elinin tersiyle itmek gerekir. Bu yüzdendir ki zayıf kimseler, bu güce sahip olmayan insanlar bunu yapamaz. Ateist olmanın en güzel yanı gerçeği tüm çıplaklığıyla bilmektir. Ama bu bir lanettir de. Bedelini koskoca evrende yalnız, yapayalnız kalarak ödersiniz. Bu bedeli kaldıramayanlar ise, ki sayısı azımsanamaz, intihar eder. Ben intihar etmedim ama depresyona girdim o dönem. Çareyi ise bu konuları bir süre düşünmemekte buldum. Ama gene de (bkz: hayat bir gün o da bugün) kim neye inanmak istiyorsa inansın. Gerçeği bilmek gerçekten de bu kadar önemli mi? Mutlu olmak mı, gerçeği bilmek mi.. Ya da yalandan yaşanan mutluluklar gerçek mi..